Müslüman, İmanın Sorumluluğunu Yerine Getirmeli…
Hz. Peygamberden şöyle bir hadis rivayet edilmektedir: "Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün vücut iyi olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir".
Hadis, kalbin manevi temizliğinin davranışlara ve fiziksel sağlığa yansımasını vurgular. Kalp rahatlığı, bütün organlara ve hayata yansır. Kalbi etkileyen endişe, stres, evham… Gibi sıkıntılar, hastalıklara davetiye çıkardığı gibi, huzursuzluğa da sebep olduğu herkesçe kabul edilmektedir.
Hadis düşündüğümü kast etmeyebilir ama hadisten şöyle bir ders alıyorum: Her şeyi yerli yerinde ve bir denge üzerine yaratan Allah, yeryüzündeki denge ve adaleti koruması için hayatın merkezine halife olarak insanı koymuştur. Müslüman, bu yaratılışın ve sorumluluğun bilincinde ve bunu kabul eden insandır. Yani Müslüman da hayatın ve insanın kalbi durumundadır. Sorumluluğun bilincinde ve Allah’ın emrine uyan Müslüman, bütün insanlık için huzur ve mutluluğun rehberi olur. Eğer insanlık hasta ise, dinin gereğini yerine getirmeyen Müslümanlar hasta demektir.
Maalesef ki bugün yaşadığımız din, Allah’ın bizden istediği İslam yerine, gelenek ve rivayetlere dayanmaktadır. Ve maalesef ki dini bir hayat tarzı olarak yaşayacağımıza, şekil ve teferruatlara takılmış, dinin bizden istediği dini ahlak ve sorumluluğu göstermiyoruz. Dini Kur’an ve resulün uygulamalarından öğreneceğimize, dini kendimize göre yaşıyoruz. Dine uyacağımıza, dini kendimize uydurmaya çalışıyoruz. Hayat rehberi olan dini Kur’an’dan öğrenip uyacağımıza, Kur’an okumasına verdiğimiz önemi, emir ve yasaklarına göstermiyoruz.
Kur’an, uymamız gereken hayat rehberi iken, dünya ile ilgisi kalmamış ölülere okuyoruz.
Kur’an Müslümanların kardeş olduklarını ve yardımlaşmalarını emretmişken, ırkçılık ve mezhepçilik gibi bahanelerle birbirimize düşüyoruz.
Kur’an bizleri Yahudi ve Hıristiyanların oyunlarına karşı uyarırken; “Kardeşsiniz” dediği Müslümanlara düşmanlık yapıp, “Veli edinmeyin” dediği Siyonist ve emperyalistlere uyuyoruz.
Allah adaleti gösterip emrettiği halde, Adaleti emperyalist ve Siyonistlerden dileniyoruz.
Allah yardımlaşmayı emretmişken, bizler kapitalist bencillikle birbirimizi yiyoruz.
Allah bizleri kardeş ilan etmişken, parti ve ideolojilere göre birbirimizi düşman görüyoruz.
Allah, dosdoğru ve adil olmamızı emretmişken, zalim ve sahtekârları dost ediniyoruz.
3-5 kuruş çıkara verdiğimiz değeri, dünya ve ahiret saadetimiz olan İslam’a vermiyoruz. İslam’a göre yaşayacağımıza, kapitalist ve Marksizm’e uyuyoruz. Ama problem ve huzursuzluğun sebebini de, uymadığımız İslam’a yüklüyoruz.
İslam’a uyarak insanlık için huzur ve mutluluğun rehberi olmamız gerekirken, maalesef kötü yaşantımızla kötü örnek oluyoruz. Ve Yusuf İslam gibi sonradan Müslüman olmuş birçok insan, Müslümanları tanımadan İslam’ı tanıyıp anladığı için Allah’a şükrediyor.
Müslümanların içinde bulunduğu sorunların çoğu, İslam’a uymadığımızdandır. Adımız Müslüman ama yaşantımız İslam’dan çok uzak. Kapitalist sistem içinde dinimizi unutmuş, rivayet ve gelenekle oyalanıyoruz. Kardeş olmamız gerekirken, Siyonist ve emperyalistlerin de tahrikiyle binlerce parçaya bölünmüş birbirimize saldırıyoruz. İslam coğrafyasına saldıran emperyalist ve Siyonistler, kendi güçlerinden ziyade, bizim aramızdaki ihtilaf ve düşmanlıktan güç almaktadırlar.
Dünya ve ahiretimiz için Kur’an’a dönmeliyiz. Kur’an’a uyarak kardeş olmalıyız. Kur’an’ı emri olan Adaleti sağlamaya çalışmalıyız. Dosdoğru ve adil olmalıyız. Söylemlerimiz ve eylemlerimiz uyumlu olmalı. İnsanları doğruluğa, kardeşlik ve adalete davet ederken; mezhepçilik ve ırkçılık yapmamalı, kul hakkı yiyen zalimlere ve sahtekârlara prim vermemeliyiz.
Öncelikle aramızda Adalet, Kardeşlik, Doğruluk ve Güvenirliği sağlamalıyız…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.