Şanlıurfa'da Gazze'deki sağlık sistemine yönelik saldırılara tepki
Şanlıurfa Barosu, Sağlık Der Şanlıurfa Şubesi, Türk Sağlık-Sen Şanlıurfa Şubesi, Şanlıurfa Aile Hekimleri Derneği ve Hürriyet Sağlık-Sen Şanlıurfa Şubesi tarafından Gazze'deki sağlık sisteminin durumuna ilişkin ortak basın açıklaması gerçekleştirildi.
Basın açıklamasını okuyan Av. Abdulkadir Tok, Gazze'de devam eden saldırıların sivillerin yaşam hakkını ve sağlık hizmetlerine erişimini olumsuz etkilediğini belirterek uluslararası hukukun uygulanması gerektiğini ifade etti.
“Gazze'de yaşanan yıkım ve uluslararası hukuk ihlalleri”
Gazze'de yaşananların yalnızca bir çatışmadan ibaret olmadığını belirten Tok, “Bugün, 8 Ekim 2026. Gazze'de Filistin halkının yaşamını, geleceğini ve en temel insan haklarını hedef alan saldırıların üçüncü yıl dönümündeyiz. Üç yıldır dünyanın gözü önünde yaşanan yıkım, yalnızca bir coğrafyada süren çatışmanın sonucu değildir. Aynı zamanda uluslararası hukukun, insan haklarının ve insanlık onurunun ağır biçimde ihlal edildiği bir tabloyu ortaya koymaktadır. Gazze'de yaşananlar karşısında sessiz kalmak, yalnızca bir halkın maruz bırakıldığı acıları görmezden gelmek değildir. Bu sessizlik, yaşam hakkı, adalet ve insan onuru gibi ortak değerlerden uzaklaşılması anlamına gelir. Her insanın güvenli yaşama, sağlık hizmetine erişme ve insanca muamele görme hakkı vardır. Bu haklar hiçbir koşulda tartışmaya açık değildir. İsrail'in Filistin topraklarındaki işgal politikaları, sivillere yönelik saldırılar, yaşam alanlarının yok edilmesi, zorla yerinden etmeler ve temel ihtiyaçlara erişimin engellenmesi ciddi uluslararası hukuk ihlali iddialarını doğurmaktadır. Birleşmiş Milletler mekanizmaları, Uluslararası Adalet Divanı kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi bünyesinde yürütülen süreçler, uluslararası toplumun hukuki, siyasi ve insani sorumluluklarını açıkça ortaya koymaktadır. Ancak Gazze'de yaşanan felaketi yalnızca hukuki ihlaller üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. En temel insan haklarından biri olan sağlık hakkı da ağır bir saldırı altındadır. Hastanelerin bombalanması, sağlık tesislerinin işlevsiz hale getirilmesi, ambulansların hedef alınması, sağlık çalışanlarının öldürülmesi veya gözaltına alınması, ilaç ve tıbbi malzeme girişinin engellenmesi telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Gazze'deki hastanelerin durumu ve sağlık çalışanlarının yaşadığı zorluklar”
Gazze'deki sağlık sisteminin büyük ölçüde işlevsiz hale geldiğine dikkat çeken Tok, “Bu saldırılar yalnızca sağlık kurumlarına yönelik değildir. Bir halkın hayatta kalma imkânlarını, geleceğini ve yeniden ayağa kalkma gücünü hedef alan bütünlüklü bir yıkımın parçasıdır. Sağlık sisteminin çökertilmesi, yaralıların tedavi edilememesi, hastaların gerekli bakıma ulaşamaması ve önlenebilir ölümlerin artması anlamına gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün 24 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre Gazze'de bulunan 36 hastanenin yalnızca 19'u kısmen hizmet verebilmekte, hiçbir hastane tam kapasiteyle çalışamamaktadır. Sağlık kuruluşları ilaç, tıbbi cihaz, yakıt, elektrik, temiz su ve uzman personel eksikliği içinde hizmet vermeye çalışmaktadır. Ekim 2023'ten bu yana sağlık hizmetlerine yönelik en az 920 saldırının kaydedildiği, 1.700'den fazla sağlık çalışanının hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Bu sayılar yalnızca istatistik değildir. Her rakam, tedaviye ulaşamayan bir hastayı, güvenli doğum yapamayan bir kadını, diyaliz alamayan bir böbrek hastasını, kemoterapisi yarıda kalan bir kanser hastasını ve yaşam mücadelesi veren bir çocuğu ifade etmektedir. Sağlık hizmetine erişimin engellenmesi, doğrudan yaşam hakkının ihlalidir. Bir sağlık sisteminin ayakta kalması yalnızca hastane binalarının varlığıyla mümkün değildir. Sağlık hizmeti hekimlerin, hemşirelerin, ebelerin, paramediklerin, teknisyenlerin ve diğer sağlık çalışanlarının emeğiyle yürür. Bunun yanında ilaçlara, tıbbi cihazlara, yakıta, elektriğe, temiz suya, güvenli ulaşıma ve kesintisiz bakım hizmetlerine ihtiyaç vardır. Sağlık çalışanları savaşın tarafı değildir. Kimliği, milliyeti, dini veya siyasi görüşü ne olursa olsun ihtiyaç duyan insanlara sağlık hizmeti sunarlar. Bu nedenle sağlık çalışanlarının, hastanelerin, ambulansların ve tıbbi yardım faaliyetlerinin korunması bir tercih ya da iyi niyet göstergesi değildir. Bu, uluslararası insancıl hukukun açık ve emredici bir gereğidir. Hastaneler savaş alanı değildir. Ambulanslar hedef değildir. Sağlık çalışanları düşman değildir.” ifadelerine yer verdi.
“Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar”
Sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesinin siviller üzerindeki etkilerine değinen Tok, “Buna rağmen Gazze'de sağlık çalışanlarının görevleri başında öldürüldüğü, yaralandığı ve gözaltına alındığı bildirilmektedir. Hastanelerde görev yapan doktorların ve sağlık yöneticilerinin gözaltına alınması, bazı sağlık çalışanlarının cezaevlerinde tutulduğu, işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialar son derece kaygı vericidir. İnsan hayatını kurtarmak için çalışan bir hekimin veya hemşirenin özgürlüğünden mahrum bırakılması kabul edilemez. Gazze'de sağlık sisteminin çökertilmesinin en ağır bedelini siviller ödemektedir. Kanser hastaları tedaviye erişememekte, böbrek hastaları düzenli diyaliz alamamakta, hamile kadınlar ve yeni doğan bebekler hayati risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Savaşta yaralanan binlerce insan gerekli cerrahi müdahaleye, protez hizmetlerine ve rehabilitasyon imkânlarına ulaşamamaktadır. Tedavi edilebilir hastalıkların ölümcül sonuçlar doğurması, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesinin doğrudan sonucudur. Temiz suya erişimin kısıtlanması, kanalizasyon sistemlerinin tahrip edilmesi, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve ağır barınma koşulları salgın hastalık riskini büyütmektedir. Çocukların aşı hizmetlerine ulaşamaması, kronik hastaların tedavilerinin kesintiye uğraması ve savaşın yol açtığı ağır psikolojik travmalar, Gazze halkını uzun yıllar sürecek bir halk sağlığı kriziyle karşı karşıya bırakmaktadır. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer uluslararası kurumlar yaşanan felaketin boyutlarını raporlamakta, acil insani yardım çağrıları yapmaktadır. Ancak açıklamalar, raporlar ve kararlar sahadaki ölümleri durduramadığı, hastaneleri koruyamadığı ve sivillerin yaşamını güvence altına alamadığı sürece yeterli değildir. Hukuk yalnızca ihlallerin kayda geçirildiği metinlerden ibaret kalamaz. Hukukun gerçek gücü, insan yaşamını koruyabildiği ölçüde anlam taşır.” şeklinde konuştu.
“Uluslararası topluma sağlık hizmetlerinin korunması çağrısı”
Uluslararası topluma somut adımlar atma çağrısında bulunan Tok, “Şanlıurfa Barosu ve sağlık örgütleri olarak vurguluyoruz ki Gazze'de yaşananlar yalnızca Filistin halkının meselesi değildir. Bu mesele insanlığın ortak vicdanını, uluslararası hukukun güvenilirliğini ve sağlık hakkının evrenselliğini ilgilendiren bir insanlık meselesidir. Bugün Gazze'de bir hastanenin bombalanmasına sessiz kalınması, yarın başka bir yerde aynı hukuksuzluğun olağanlaşmasına zemin hazırlayacaktır. Uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletleri, Dünya Sağlık Örgütünü, uluslararası yargı organlarını ve tüm devletleri somut adımlar atmaya çağırıyoruz. Gazze'de sivillere yönelik saldırılar derhal sona erdirilmelidir. Hastaneler, sağlık merkezleri, ambulanslar ve sağlık çalışanları uluslararası hukuk çerçevesinde etkin biçimde korunmalıdır. Gazze'ye ilaç, tıbbi malzeme, yakıt, sağlık ekipmanı, temiz su ve insani yardımın kesintisiz ve güvenli biçimde ulaştırılması sağlanmalıdır. Tedaviye ihtiyaç duyan hastaların güvenli tahliyesi ve gerekli sağlık hizmetlerine erişimi sağlanmalıdır. Gözaltında tutulan sağlık çalışanlarının durumu açıklanmalı, işkence ve kötü muamele iddiaları bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. Sağlık hizmetlerine ve sivillere yönelik saldırılar etkili biçimde soruşturulmalı, sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Gazze'nin sağlık sisteminin yeniden inşası için gerekli uluslararası destek sağlanmalı, uzun vadeli sağlık programları oluşturulmalı ve Gazze Barış Kurulu, sağlık hizmetlerinin yeniden tesisi, sağlık çalışanlarının korunması ve insani yardımın kesintisiz ulaştırılması bakımından sorumluluk üstlenmelidir. Sağlık hizmetine erişim bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. Bir insanın milliyeti, dini, etnik kimliği veya yaşadığı coğrafya onun yaşam hakkının değerini belirleyemez. Gazze'de sağlık sistemini yok etmek, bir halkın yaşam hakkını ortadan kaldırmaktır. Gazze'de yaşam hakkı elinden alınan tüm sivilleri, görevleri başında hayatını kaybeden sağlık çalışanlarını ve tedaviye erişemediği için yaşamını yitiren insanları saygıyla ve rahmetle anıyoruz. İnsan yaşamı dokunulmazdır. Sağlık hakkı vazgeçilmezdir. Hukuk herkes için, her yerde geçerli olmak zorundadır.” dedi.


Kaynak:İLKHA

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.