SAĞLIKTA KADIN MAHREMİYETİ: Hastalık, Mahremiyet Hakkını Ortadan Kaldırmaz!
Mahremiyet bir lüks değildir. İnsan olmanın, kişilik ve onur sahibi olmanın doğal bir sonucudur. İnsan, hayatının en sağlıklı ve güçlü döneminde olduğu kadar hastalandığında, ameliyat edildiğinde, doğum yaptığında veya yoğun bakıma alındığında da mahremiyet hakkına sahiptir.
Hatta insanın en fazla korunmaya ihtiyaç duyduğu zaman çoğu kez hastalık dönemidir. Çünkü hasta kişi kendi bedenini ve çevresini kontrol edebilecek durumda değildir. Özellikle kadın hasta; muayene, ultrason, doğum, ameliyat, yoğun bakım ve bakım süreçlerinde bedeninin başkalarının gözüne ve müdahalesine açık hale gelebildiği için mahremiyet konusunda daha hassas bir korumaya ihtiyaç duyabilir.
Bugün tartışılması gereken mesele tam da budur: Bir kadın hastaneye düştüğünde, sağlık hizmeti alma hakkından vazgeçmeden kendi mahremiyetini mümkün olduğunca koruyabilme hakkına sahip midir?
Cevap açık olmalıdır: Evet.
Üstelik bu yalnızca dini bir talep değildir.
Hasta Mahremiyeti Bir Hasta Hakkıdır
Türkiye’deki Hasta Hakları Yönetmeliği’nde hastanın gizliliğe uygun bir ortamda sağlık hizmeti alma hakkı açıkça düzenlenmiştir. Hastanın rızası, özel hayatının korunması ve kişilik değerlerine saygı gösterilmesi de hasta haklarının temel unsurları arasındadır.
Dünyadaki sağlık sistemlerinde de benzer bir anlayış vardır. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Tabipler Birliği, hastanın onurunun, mahremiyetinin ve sağlık bilgilerinin korunmasını kaliteli sağlık hizmetinin temel şartlarından kabul etmektedir. Farklı ülkelerde de özellikle doğum, yoğun bakım ve yatış süreçlerinde ayrı alanlar, mahremiyet perdeleri ve hastanın odasına girerken izin istemek gibi uygulamalarla bu hak korunmaya çalışılmaktadır.
Demek ki “hastane böyle olur, hasta zaten mecburdur” diyerek mahremiyeti tamamen ikinci plana atmak zorunda değiliz.
Sağlık sistemi doğru tasarlanırsa hem modern tıbbın imkanlarından yararlanmak hem de hastanın mahremiyetini korumak mümkündür.
Peki İslam Ne Diyor?
İslam’ın yaklaşımı burada nettir.
Kur’an, hem erkeklere hem kadınlara bakışlarını korumalarını ve iffetlerini muhafaza etmelerini emreder. Ancak İslam hastalık halini de görmezden gelmez; insan hayatını ve sağlığını korumayı esas alır.
Bu nedenle gerçek bir tedavi ihtiyacı ortaya çıktığında bazı yasaklara ihtiyaç ölçüsünde izin verilebilir.
Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu da zaruri tedavide mahrem bölgelere bakılmasını veya dokunulmasını tedavinin gerektirdiği ölçüyle sınırlandırmakta, imkan bulunduğunda aynı cinsiyetten sağlık personelinin tercih edilmesini belirtmektedir. Kadın hastanın erkek doktora jinekolojik muayene olması konusunda da asıl olanın kadın hastanın kadın doktor tarafından muayene edilmesi olduğunu, ihtiyaç halinde karşı cinsten doktora başvurulabileceğini ifade etmektedir.
Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi de benzer şekilde, kadın uzman bulunduğunda kadın hastanın öncelikle kadın doktora yönlendirilmesini ve zaruret halinde karşı cinsten doktora başvurulmasını esas almaktadır.
Buradaki önemli nokta şudur:
“Erkek doktora gitmek bazı zaruri durumlarda caizdir” demek, “kadınların mahremiyetini koruyacak bir sağlık sistemi kurmaya gerek yoktur” anlamına gelmez.
Zaruret hükmü zarureti ortadan kaldıracak tedbirleri almamak için bir bahane haline getirilmemelidir.
Bir yerde kadın doğum uzmanı yoksa erkek doktora başvurmak zorunda kalınabilir. Fakat yıllarca “nasıl olsa kadınlar erkek doktora gitmek zorunda” deyip kadın uzman yetiştirmemek, zaruret anlayışını kalıcı hale getirmektir.
Zaruret, Sistemin Kalıcı Bahanesi Olmamalıdır
Bir kadın acil ameliyata girdiğinde erkek cerrahın hayat kurtarmak için müdahale etmesi gerekiyorsa elbette öncelik tedavidir. Aynı şekilde acil serviste kadın doktor bulunmadığında tedavi geciktirilemez.
Fakat acil olmayan bir durumda hastanın tercihinin hiç sorulmaması, muayene sırasında gereksiz personelin bulunması, ultrason, EKG veya başka bir işlemde imkan varken kadın sağlık personelinin tercih edilmemesi ya da ameliyat sırasında ihtiyaç dışı kişilerin bulunması farklı bir meseledir.
Zaruret ile kolaycılığı birbirine karıştırmamak gerekir.
İslam’ın istediği şey hastanın tedavisini engellemek değil, tedaviyi mümkün olan en yüksek mahremiyet standardıyla gerçekleştirmektir.
Mahremiyet Sadece Doktorun Cinsiyeti Değildir
Kadın doktorun bulunması tek başına sorunu çözmez.
Kadın hastanın muayene odasında gereksiz yere erkek personel bulunuyorsa, insanlar hasta istemediği halde odaya girip çıkıyorsa, ultrason sırasında gereksiz görevliler bulunuyorsa, ameliyathanede ihtiyaç dışı personel varsa veya doğum sırasında mahremiyete gereken hassasiyet gösterilmiyorsa sorun devam ediyor demektir.
O halde hastanede temizlik görevlisinden yemek dağıtan personele, hemşireden teknisyene kadar herkes şu bilinci taşımalıdır:
“Hasta sizin çalışma alanınızdaki herhangi bir eşya değildir; onuru ve mahremiyeti olan bir insandır.”
Bir hasta odasına girerken kapıyı çalmak, izin istemek, gerekli olmayan personeli içeri almamak ve hastanın üzerini gereksiz yere açmamak sağlık kültürünün temel parçası haline gelmelidir.
Yoğun Bakım ve Ameliyathane de Mahremiyete Dahildir
Yoğun bakım ve ameliyathanelerde hayat kurtarmaya yönelik tıbbi ihtiyaçlar elbette birinci önceliktir. Bazı durumlarda aynı cinsiyetten personel sağlamak mümkün olmayabilir.
Fakat bu, mahremiyetin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmez.
Hedef, “hiçbir koşulda erkek sağlık personeli kadın hastaya dokunmasın” gibi gerçek hayattaki acil ihtiyaçları yok saymak değildir.
Hedef; gereksiz temas ve görüntüyü azaltmak, gerekli personelle sınırlı kalmak, hastanın tercihine mümkün olduğunca uymak ve zorunlu hallerde bile mahremiyeti en yüksek seviyede korumaktır.
İslami Hassasiyetlere Neden Hemen İtiraz Ediliyor?
Burada meselenin başka bir boyutu daha var.
Mahremiyet konusunda kadınların haklarını güçlendirecek bir öneri gündeme geldiğinde, bazı çevrelerden daha önerinin içeriği tartışılmadan itirazlar yükseldiğini görüyoruz. Bu itirazların bir kısmının yalnızca sağlık politikasıyla ilgili olmadığı, önerinin İslami bir hassasiyet taşımasından dolayı ideolojik bir tepkinin de ortaya çıktığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bu bakışa göre mesele yalnızca kadın doktor veya hastane düzeni değildir. İslam’ın hayatın herhangi bir alanında görünür bir ilke olarak ortaya çıkması, bazı katı seküler çevrelerde doğrudan “dinin toplumsal hayata müdahalesi” şeklinde algılanabilmektedir. Bu nedenle mahremiyet, helal-haram, aile, tesettür gibi İslami hassasiyetlerle gündeme gelen birçok öneriye daha baştan mesafeli yaklaşılmaktadır.
Her öneri İslami olup olmadığına bakılmadan da kendi içeriği ve insan hakları bakımından tartışılabilir. Fakat bir hakkın sırf İslami bir hassasiyetle savunuluyor olması da o hakkın reddedilmesi için gerekçe olamaz.
Üstelik burada savunulan şey sadece Müslüman kadınların talebi değildir.
Bir kadın “Ben erkek doktor tarafından muayene edilmek istemiyorum” diyorsa ve tıbbi şartlar buna imkan veriyorsa bu talebine saygı gösterilmelidir. Başka bir kadın için doktorun cinsiyeti önemli değilse onun tercihi de kendisini ilgilendirir.
Asıl özgürlük, herkesi aynı tercihe zorlamak değil; insanların kendi mahremiyet anlayışları doğrultusunda tercih yapabilmelerine imkan sağlamaktır.
Bu nedenle kadın hakları savunulurken kadının mahremiyet talebinin de bir kadın hakkı olduğu kabul edilmelidir.
Peki Çözüm Nedir?
Çözüm yalnızca “kadın doktor sayısını artıralım” demekten ibaret değildir. Sağlık sisteminin mahremiyet merkezli yeniden düzenlenmesi gerekir.
Öncelikle;
* Kadın doğum, cildiye, genel cerrahi, radyoloji ve diğer alanlarda kadın uzmanların sayısı artırılmalı.
* Kadın hastaya mümkün olan durumlarda kadın doktor, hemşire, teknisyen ve bakım personeli seçeneği sunulmalı.
* Muayene ve görüntüleme sırasında gereksiz personelin odada bulunması engellenmeli.
* Hastaya işlem öncesinde kimlerin bulunacağı açıklanmalı ve mümkün olduğunda tercihi sorulmalı.
* Erkek doktorun kadın hastayı muayene etmesi zorunlu hale gelirse mahremiyet açısından uygun bir refakatçi veya sağlık personeli bulundurulmalı.
* Kadın ve erkek hastaların servis, yatak, tuvalet ve banyo mahremiyeti mümkün olduğunca ayrı düzenlenmeli.
* Yoğun bakım gibi karışık kullanımın zorunlu olduğu birimlerde perde, bölme ve uygun bakım düzenlemeleri kullanılmalı.
* Ameliyathane ve doğumhanelerde personel sayısı görev ve tıbbi gereklilik esasına göre belirlenmeli.
* Hasta odasına girerken kapı çalma ve izin isteme kültürü yerleştirilmeli.
* Mahremiyet ihlallerinin denetlenmesini sağlayacak etkin hasta hakları mekanizmaları güçlendirilmeli.
* Hastanelerin fiziksel yapısı da mahremiyeti gözeterek düzenlenmeli.
Bunların hiçbiri tıbbın karşısında değildir. Tam tersine, iyi sağlık hizmetinin bir parçasıdır.
İslam’ın İstediği Şey Sağlık Hizmetini Zorlaştırmak Değil, İnsanı Korumaktır
İslam’ın mahremiyet anlayışı yalnızca kadınlara yönelik değildir. Erkek hastanın da mahremiyeti, onuru ve sağlık bilgilerinin gizliliği vardır.
Fakat kadınların özellikle doğum, jinekolojik hastalıklar, ameliyat ve bazı bakım süreçlerinde daha fazla mahremiyet ihtiyacı yaşayabileceği açıktır.
Bu nedenle hedef, sadece “zaruret halinde erkek doktor caizdir” demek olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
Kadını sürekli zaruret içinde bırakmayacak bir sağlık sistemi kurmak için ne yapıyoruz?
Daha fazla kadın doktor yetiştiriyor muyuz? Hastanelerimizi mahremiyeti koruyacak şekilde tasarlıyor muyuz? Kadın hastaya kimlerin dokunacağını, kimlerin göreceğini ve kimlerin odasında bulunacağını açıklıyor muyuz? Hastanın “Ben bunu istemiyorum” diyebilmesine gerçekten imkan sağlıyor muyuz?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü hastalık insanın bedenini zayıflatabilir, ama insanın onurunu ve mahremiyet hakkını ortadan kaldırmaz.
Bir kadın doğum yaparken, ameliyat masasında yatarken veya yoğun bakımda bilinci kapalıyken savunmasız olabilir. Tam da bu nedenle sağlık sistemi onun mahremiyetini daha az değil, daha fazla korumalıdır.
İslam’ın “zaruret” hükmünü, zarureti ortadan kaldırmak için değil de zarureti kalıcılaştırmak için kullanmak doğru değildir.
Bugün yapılması gereken, tıbbı reddetmek değil; modern tıbbın imkanlarını kullanırken insanın fıtratını, onurunu, mahremiyetini ve inancını da koruyabilen bir sağlık anlayışı geliştirmektir.
Çünkü gerçek medeniyet, insanın hastalığını tedavi ederken insanlığını da koruyabilmektir.
Temennimiz odur ki sağlık sistemimizde kadınların ve bütün hastaların mahremiyetine yönelik hassasiyet yalnızca kağıt üzerinde yazılı bir “hasta hakkı” olarak kalmasın; muayene odasından ameliyathaneye, doğumhaneden yoğun bakıma, servisten taburcu oluncaya kadar hayatın her aşamasında gerçek bir uygulamaya dönüşsün.
Vesselam…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.