HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı İmir: ABD’nin Venezuela saldırısı ve Maduro’yu kaçırması kabul edilemez
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in kaçırılması, ABD’nin bölge ülkelerine müdahaleleri, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen ve Sudan’daki politikaları ile siyonist rejimin Gazze’de 37 sivil toplum kuruluşunu yasaklama kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik tutumunu sert ifadelerle eleştiren İmir, “ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri saldırısı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in alenen, haydutça yöntemlerle kaçırılarak dünyaya teşhir edilmesi kabul edilemez bir hukuksuzluktur. Bir devlet başkanını hedef alan bu ahlak ve hukuk dışı uygulamalar, ABD’nin yıllardır sürdürdüğü ikiyüzlü ve zorba siyasetin en çıplak tezahürüdür. Kaçırma, darbe ve gizli operasyonlar hiçbir koşulda meşru değildir ve asla kabul edilemez.” dedi.
“Mesele bölgesel değil, küresel ölçekte yürütülen bir tahakküm projesi”
ABD’nin Venezuela’nın doğal kaynaklarını gasp etmeye yönelik niyetlerini açıkça dile getirdiğine dikkat çeken İmir, şöyle devam etti: “Askeri müdahale ve kaçırma eylemleri yalnızca Venezuela’nın egemenliğine değil; aynı zamanda uluslararası hukuka, halkların iradesine ve küresel barışa yönelik açık bir saldırıdır. ABD’nin Venezuela’ya yönelik bu saldırıyla eş zamanlı olarak altı farklı ülkeye daha tehditler savurması, meselenin bölgesel değil, küresel ölçekte yürütülen bir tahakküm projesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tutum, ABD’nin uluslararası hukuku, devletlerin eşitliği ilkesini ve diplomatik teamülleri fiilen ortadan kaldırdığını ilan etmesi anlamına gelmektedir. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların bu tablo karşısındaki çaresizliği ise söz konusu yapıların ne denli işlevsiz hâle geldiğinin açık bir şekilde göstermektedir.”
“Tüm dünya kamuoyunu emperyalist müdahalelere karşı açık, net ve ilkeli bir tavır almaya çağırıyoruz”
“Bugün Venezuela’da sergilenen zorbalık karşısında sessiz kalanlar, yarın aynı hukuksuzluğun kendi egemenliklerine yönelmesini engelleyemez” diyen İmir, “Bu saldırganlığın emsal hâline gelmesine izin verilmesi, dünyaya kuralsızlığın ve kaosun hâkim olduğunu tescilleyecektir. Güçlü devletlerin zayıf gördükleri ülkelere karşı yürüttüğü bu haydutça politikalar, dünyayı daha adaletsiz ve daha yaşanmaz bir hâle getirmektedir. Halkların iradesini yok sayan, devletleri tehdit ve zor yoluyla dizayn etmeye çalışan bu anlayışı kınıyor; tüm dünya kamuoyunu emperyalist müdahalelere karşı açık, net ve ilkeli bir tavır almaya çağırıyoruz.” şeklinde konuştu.
BAE’nin Yemen ve Sudan’daki saldırgan politikaları
Açıklamasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen ve Sudan’daki politikalarına da değinen İmir, bu politikaların doğrudan bölgesel barış ve istikrarı hedef aldığını belirtti.
İmir, “Yerel dinamikleri hiçe sayan, çatışmaları uzatan ve insani kayıpları artıran bu müdahaleci yaklaşım, Yemen’deki yıkım ve Sudan’daki derinleşen krizle birlikte ağır sonuçlarını sahada göstermektedir.” ifadelerini kullandı.
“Yemen ve Sudan’da kalıcı barışın yolu, istikrarsızlığı besleyen politikaların durdurulmasıdır”
Bu tablo karşısında yalnızca kınama açıklamalarının yetersiz kaldığını vurgulayan İmir, “Bölgesel ve uluslararası mekanizmaların caydırıcı adımlar atması zorunludur. Bu kapsamda, BAE’nin Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyeliğinin askıya alınması, siyasi ve ekonomik yaptırımların devreye sokulması ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı girişimlerin durdurulmasına yönelik bağlayıcı kararlar alınması gerekmektedir. Bölgenin geleceği, çıkar hesaplarıyla değil; adalet ve halkların iradesi temelinde şekillenmelidir. Yemen ve Sudan’da kalıcı barışın yolu, istikrarsızlığı besleyen politikaların durdurulmasından ve hesap verebilirliğin tesis edilmesinden geçmektedir.” dedi.
"ABD, İran’da rejimi devirmeye dönük planlarını artık gizlemiyor"
ABD’nin bölge ülkelerine yönelik müdahalelerine de dikkat çeken Hüseyin İmir, “ABD’nin, siyonist rejimin talepleri doğrultusunda İran’a yönelik yeni saldırı tehditlerini ve rejimi devirmeye dönük planlarını artık gizleme gereği duymaması, bölgede tırmanan tehlikenin boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Washington’un siyasi ve ekonomik baskı araçlarını kullanarak Irak seçim süreçlerine doğrudan müdahil olması; Irak’ta, siyonist rejimin güvenliğini merkeze alan bölgesel planları uygulayacak bir başbakanı göreve getirme çabasının parçasıdır. Bu yaklaşım, Irak’ın egemenliğini ve halk iradesini açıkça hedef almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Lübnan’da da benzer bir dayatmanın söz konusu olduğunu belirten İmir, “ABD, Lübnan hükümetine direniş gruplarının silahsızlandırılmasını dayatırken, siyonistler ateşkese rağmen saldırılarını sürdürmektedir.” dedi.
“Siyonist rejimin dayatmaları kesin biçimde reddedilmeli”
Tüm bu gelişmelerin, “ABD ile siyonist rejim arasında görüş ayrılığı var” söyleminin bir propagandadan ibaret olduğunu gösterdiğini vurgulayan İmir, “İran’dan Irak’a, Lübnan’dan Suriye’ye ve Filistin’den Yemen’e uzanan bu hat, parçalı değil; tek merkezden yürütülen bir stratejinin ürünüdür. Amaç, bölge halklarını baskı altına almak, direnç odaklarını tasfiye etmek ve siyonist işgalci rejimin güvenliğini temin etmektir. Bölge ülkeleri ortak bir irade ortaya koyup derhal bu gidişata “dur” demeli, ABD ve siyonist rejimin dayatmaları kesin biçimde reddedilmelidir.” şeklinde konuştu.
“İşgalcilerin hedefi, acil tıbbi bakıma ihtiyaç duyan sivillerin hayat damarlarını kesmek”
Siyonist rejimin Gazze Şeridi’nde faaliyet gösteren 37 uluslararası sivil toplum kuruluşunu yasaklama kararına da değinen İmir, bu kararın sözde güvenlik ve şeffaflık gerekçeleriyle alındığını, ancak gerçekte yeni bir suç hamlesi olduğunu ifade etti.
İmir, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“İşgalciler, aralarında Sınır Tanımayan Doktorlar gibi hayat kurtarmak için kendi hayatlarını ortaya koyan kuruluşların da bulunduğu bu STK’ları hedef alarak, iki yılı geçen aralıksız bombardımanlar nedeniyle acil tıbbi bakıma ihtiyaç duyan sivillerin hayat damarlarını kesmeyi amaçlamaktadır. Söz konusu karar aynı zamanda su, gıda, ilaç ve tedavi gibi insani ihtiyaçların dahi savaş aracı haline getirildiğini ve soykırımın farklı yöntemlerle sürdürüldüğünü açıkça göstermektedir.”
“İnsani yardım girişleri için somut girişimler derhal başlatılmalıdır”
İslam dünyasının sessizliğine dikkat çeken İmir, “Bu pervasızlığın en önemli nedeni ise ne yazık ki İslam dünyasının süregelen sessizliğidir. Altına imza atılan anlaşmalara uymayan siyonist rejime karşı bugüne kadar hiçbir caydırıcı adım atılmamış; bugün de Gazze halkının can damarı olan yardım faaliyetlerinin durdurulmasına fiilen göz yumulmuştur. Gazze gündemden düşürülmemeli; insani yardım girişleri için karadan ve denizden yeni, ısrarlı ve somut girişimler derhal başlatılmalıdır.” dedi.
Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.