Doç. Dr. Adıgüzel: Uykusuzluk ve ekran ışığı epilepsi nöbet riskini artırıyor
Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Adıgüzel, epilepsi hastalığına ilişkin İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.
Epilepsinin insanlık tarihinin en eski hastalıklarından biri olduğunu belirten Doç. Dr. Adıgüzel, toplumda bilinenin aksine hastalığın sadece "sara nöbeti"nden ibaret olmadığını vurguladı.
"Epilepsi, beyinde ani ve beklenmedik şekilde ortaya çıkan, bir grup nöronun anormal deşarjlarıyla karakterize bir hastalıktır"

Epilepsinin milattan önce 1800'lü yıllara kadar uzanan kayıtlarda, özellikle Hammurabi yasalarında yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Adıgüzel, "Epilepsi, beyinde ani ve beklenmedik şekilde ortaya çıkan, bir grup nöronun anormal deşarjlarıyla karakterize bir hastalıktır. Bu durum, uyarıcı etkilerin artması ya da baskılayıcı mekanizmaların azalmasıyla gelişir." dedi.
"Sara nöbeti epilepsinin yalnızca bir türüdür"
Toplumda epilepsinin genellikle "sara hastalığı" olarak bilindiğini belirten Doç. Dr. Adıgüzel, bu bilginin eksik olduğuna dikkat çekerek, "Sara nöbeti epilepsinin yalnızca bir türüdür. Oysa epilepsinin birçok alt tipi vardır. Miyoklonik nöbet gibi farklı türleri olan hastalar, kendilerinde klasik sara nöbeti görülmediği için epilepsi hastası olduklarının farkına varamayabiliyor." ifadelerini kullandı.
Epilepsinin yalnızca bayılma, yere düşme ya da morarma gibi belirtilerle sınırlı olmadığını kaydeden Adıgüzel, toplumda en sık yapılan yanlışın bu olduğunu söyledi.
"Türkiye'de yaklaşık 800 bin ile bir milyon arasında epilepsi hastası olduğu tahmin ediliyor"

Türkiye'de epilepsi görülme sıklığının giderek arttığını belirten Adıgüzel, "Ömür süresinin uzaması, yaşlı nüfusun artması, travmaya maruziyetin çoğalması ve yoğun bakım şartlarının iyileşmesi epilepsi insidansını artırıyor. Güncel rakamlar değişmekle birlikte Türkiye'de yaklaşık 800 bin ile bir milyon arasında epilepsi hastası olduğu tahmin ediliyor. Bu oran neredeyse toplumun yüzde birini karşılık geliyor." diye konuştu.
"Risk faktörleri çocuklukta başlıyor, yaşam boyu etkiliyor"
Epilepsinin nedenlerine değinen Adıgüzel, özellikle çocukluk dönemine dikkat çekerek, şöyle devam etti:
"Doğum sırasında yaşanan sorunlar, annenin sağlık geçmişi ve çocuklukta geçirilen ateşli hastalıklar epilepsi riskini artırabilir. Ateşli havaleler olarak bilinen febril konvülziyonlar da ilerleyen yaşlarda epilepsi gelişimine zemin hazırlayabilir."
"Ailede epilepsi öyküsü bulunması riski artırıyor"
Genetik faktörlerin de önemli olduğunu belirten Adıgüzel, ailede epilepsi öyküsünün bulunmasının riski artırdığını söyledi. Bunun yanı sıra kafa travmaları, beyin kanamaları, tümörler ve inme gibi sonradan gelişen durumların da epilepsiye yol açabileceğini ifade etti.
Birçok hastanın, "Ailemde yok, MR'ım temiz, neden epilepsi oldum?" sorusunu yönelttiğini aktaran Adıgüzel, "Aile öyküsünün olmaması ya da görüntülemelerin normal çıkması, kişinin epilepsi hastası olmadığı anlamına gelmez. Hastalarımızın büyük bir kısmı bu şekilde karşımıza geliyor." dedi.
"Uyku düzeninin bozulması, yoğun stres ve enfeksiyonlar nöbet riskini artırır"
Hastaların en çok merak ettiği konulardan birinin nöbetleri azaltma yolları olduğunu belirten Adıgüzel, "Uykusuzluk epilepsi eşiğini düşüren en önemli faktörlerden biridir. Uyku düzeninin bozulması, yoğun stres ve enfeksiyonlar nöbet riskini artırır.” dedi.
"Karanlık ortamda ekran ışığına uzun süre maruz kalmak epilepsi eşiğini düşürür"

Özellikle gençlerde gece geç saatlere kadar ekran kullanımının risk oluşturduğunu vurgulayan Adıgüzel, "Karanlık ortamda telefon, tablet veya bilgisayar ekranına uzun süre maruz kalmak epilepsi eşiğini düşürür. Bu nedenle ekran kullanımı mümkünse oda ışığı açıkken yapılmalı ve uyku düzeni korunmalıdır." şeklinde konuştu.
"EEG normal olsa bile hastalık devam edebilir"
Tanı sürecinde EEG ve MR'ın önemine değinen Adıgüzel, EEG'nin dinamik bir inceleme olduğunu belirtti. Adıgüzel, "EEG, çekim anındaki beyin aktivitesini gösterir. O sırada epileptik aktivite yoksa sonuç normal çıkabilir. Bu durum hastalığın olmadığı anlamına gelmez." dedi.
"MR daha çok yapısal sorunları ortaya koyuyor"
MR'ın ise daha çok yapısal sorunları ortaya koyduğunu ifade eden Adıgüzel, "Tümör, kanama ya da yer kaplayan lezyonları tespit etmek için MR mutlaka çekilmelidir. Ancak her hastada tekrar tekrar MR çekmeye gerek yoktur." diye konuştu.
"İlaçların bırakılması büyük risk"
Epilepsi tedavisinde en önemli sorunlardan birinin ilaçların düzensiz kullanımı olduğunu belirten Adıgüzel, "Nöbetleri tetikleyen en önemli nedenlerden biri ilacın bırakılması ya da doz atlanmasıdır. Hastalar, kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi kesebiliyor. Bu durum nöbetlerin yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor." dedi.
Tedavi süresinin hastadan hastaya değiştiğini vurgulayan Adıgüzel, bazı hastalarda kısa süreli, bazılarında ise ömür boyu tedavi gerekebileceğini ifade etti.
"Nöbet anında doğru müdahale hayat kurtarır"
Epilepsi nöbetlerinin çoğunlukla 2-3 dakika içinde kendiliğinden sonlandığını belirten Adıgüzel, nöbet anında yapılması gerekenleri şöyle anlattı:
"Hastanın çevre güvenliği sağlanmalı, başını çarpması engellenmeli ve mümkünse yan yatırılarak hava yolu açık tutulmalıdır. Ardından mutlaka yardım çağrılmalıdır."
"Cerrahi tedavi her hasta için uygun değil"
Cerrahi tedavi seçeneklerinin geliştiğini ancak her hasta için uygun olmadığını belirten Adıgüzel, "Her 10 hastadan yalnızca biri cerrahi için uygun olabilir. Doğru hasta seçildiğinde ise oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor." dedi.
"Meslek seçiminde erken planlama şart"
Epilepsi hastalarının yaşam planlamasında dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Adıgüzel, "Gece vardiyası gerektiren, ağır ve tehlikeli işlerden kaçınılmalıdır. Meslek seçimi mümkünse erken yaşlarda, bir nöroloji uzmanına danışılarak yapılmalıdır." ifadelerini kullandı.


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.