Bilge Gençlik Kulübü Dicle Üniversitesi'nde "Gazze ve Şehadet" programı düzenlendi
Dicle Üniversitesi Bilge Gençlik Kulübü tarafından Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen "Gazze ve Şehadet" temalı program, Ammar Zeren'in Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Programda ilahi sanatçıları Ender Tekin ve Mahfuz Aktekin tarafından ilahi ve ezgiler seslendirildi.
Programda konuşan Dicle Üniversitesi Bilge Gençlik Kulübü Başkanı Yakup Tunç, şehadet kavramının diri tutulması gereken bir bilinç ve sorumluluk olduğuna dikkat çekerek, özellikle Gazze'de yaşananların ümmet bilinci, vicdani duruş ve gençliğin sorumluluğu açısından önemli mesajlar barındırdığını vurguladı. Tunç, konuşmasında şehadetin anlamı, şahitlik sorumluluğu ve üniversite gençliğinin hakikat karşısındaki konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Şehadet bir slogan değil; bilinç, fedakârlık ve adanmışlık ister"
Sözlerine Bakara Suresi 154'üncü ayet-i kerimede yer alan, "Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz bunu anlayamazsınız." buyruğuyla başlayan Tunç, "Şehadet, mümin için bir son değil; yüce bir gaye, en yüksek makam ve en büyük şereftir. Şehidler, en zor zamanlarda ortaya çıkarlar. Cesaretin yok olduğu, insanların dizlerinin titrediği; sloganların çok atıldığı ama o sloganların sözden hayata geçmediği dönemlerde bir adım öne çıkarlar. Rehavetin, ataletin ve dünyevileşmenin insanları kuşattığı anlarda karanlığı deler, bir ışık olurlar. Ümmete yeniden hayat verir ve 'Biz buradayız, bu davayı yükleniyoruz.' derler." dedi.
Tunç, "Onlar, yaşama arzusunun ilahlaştırıldığı; dünyanın uğruna her şeyin feda edildiği zamanlarda dünyayı değil hakikati seçenlerdir. Korkmadan, geri adım atmadan, bedel ödemekten çekinmeden yürüyenlerdir. Çünkü bilirler ki şehadet bir slogan değil; bilinç, fedakârlık ve adanmışlık ister." ifadelerini kullandı.
"Şehit ile şahit aynı kökten gelir. Şehit canıyla hakikati mühürler; şahit ise hayatıyla hakikati haykırır"
"Ya şehit olacağız ya da şahit olacağız. Bunun üçüncü yolu hüsrandır." diyerek sözlerine devam eden Tunç, "Şehit ile şahit aynı kökten gelir. Şehit, canıyla hakikati mühürler; şahit ise hayatıyla hakikati haykırır. Şahit olmak; korkmadan, geri adım atmadan, hakikati çağlara taşımaktır. Tıpkı Hazreti Zeyneb'in, Hazreti Hüseyin'in mesajını Kerbela'dan çağlara taşıması gibi… Zulmün karşısında eğilmeyen bir duruş sergilemektir. Şahit olmak; döneminin zorbalıklarına boyun eğmeyen Ebu Hanife gibi, Malik bin Enes gibi hakikatin bedelini ödemeyi göze almaktır. Masa başında konuşmak değil; gerektiğinde sahaya inmek, mazlumun yanında durmak ve zulme karşı sesi yükseltmektir." şeklinde konuştu.
"Şehadet kayıp değil kavuşmadır. İnancın, adaletin ve insan onurunun uğruna verilen en yüce şahitliktir"
Şehadetin tarih boyunca insanlığın önünü aydınlatan bir meşale olduğunu vurgulayan Tunç, "Şehit; zalimin yüzüne inen bir hakikat tokadı olmuş, zamanın Firavunlarına ve Ebrehelerine meydan okumuştur. Zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikat ondan daha güçlüdür. Bugün bu hakikatin en yakıcı örneklerinden biri Gazze'dir. Bombaların gölgesinde büyüyen çocuklar, yıkılmış evlerin arasında Kur'an okuyan gençler, evladını toprağa verirken 'Elhamdülillah' diyebilen anneler… İşte şehadetin ruhu burada gizlidir. Gazze'de toprağa düşen her can, sadece bir beden değil; insanlığın vicdanına düşen bir çağrıdır. Şehadet; bir ölüm değil diriliştir. Bir kayıp değil kavuşmadır. İnancın, adaletin ve insan onurunun uğruna verilen en yüce şahitliktir." dedi.
"Bulunduğumuz her ortamda hakikatin sesi ve davetçisi olmalıyız"
Tunç, sözlerine şu ifadelerle devam etti:
"Bugün Gazze'de yaşanan insanlık dramı, üniversite öğrencileri olarak bizlere hem vicdani hem de İslami sorumluluklar yüklemektedir. Şehadet kavramı, sadece bir ölüm biçimini değil; inancı, adaleti ve onuru koruma uğruna gösterilen direnci ve fedakârlığı da ifade eder. Bu bilinçle gençler olarak görevimiz; bulunduğumuz her ortamda hakikatin sesi ve davetçisi olmamız lazım. Akranlarımızı, mahallelimizi ve üniversitedeki sınıf arkadaşlarımızı bu kutlu hakikate İslam'ın aziz mesajına ve hidayete ulaştırmamız lazım. Sessiz kalmamak, dua ve manevi desteğin yanında insani yardım çalışmalarına katılmak, sosyal sorumluluk projeleri geliştirmek ve toplumsal duyarlılığı artırmak da sorumluluklarımız arasındadır. Çünkü üniversite gençliği, sadece geleceğin değil, bugünün de vicdanı ve umudu olmalıdır."
"Her mümin şehadet bilinciyle yaşamalı"
Şehadet anlayışını sözde değil, hayatın merkezinde yaşanılması gerektiğini söyleyen Tunç, "Bizler bugün burada sadece acıyı paylaşmak için değil; sorumluluğumuzu hatırlamak için bulunuyoruz. Çünkü Gazze uzak değildir. Gazze, kalbimizin attığı yerdir. Suskun kaldığımız her anın bize hesap soran bir emanetidir. Dualarımızla, sözümüzle, tavrımızla ve vicdanımızla mazlumun yanında olmak; sadece bir tercih değil, bir iman meselesidir. Şehadet anlayışını sözde değil, hayatın merkezinde yaşamak zorundayız. Her mümin şehadet bilinciyle yaşamalı; bu bilinci önce kendi nefsine, sonra ailesine ve çevresine aktarmalıdır. Bizlere düşen; hayatımızın her alanında hakikate şahitlik etmek, bedel ödemekten kaçmamak ve bu davayı omuzlamaktır. Yaşayan şehidler gibi yaşamak; hakikati canımızla değilse bile hayatımızla mühürlemektir." dedi.
Gazze ve ihtiyaç sahibi aileler yararına kermesin de kurulduğu program; seslendirilen ilahi ve ezgiler, Bilge Gençlik Kulübü Tiyatro Ekibi'nin tiyatro gösterisiyle devam etti ve çekiliş sonucunda hediyelerin takdim edilmesiyle son buldu.


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.