Tunus'ta diktatörlük derinleşiyor: Eleştiren hapse giriyor, ifade özgürlüğü suç sayılıyor
Tunus'ta muhalif seslere yönelik baskılar, artık istisna olmaktan çıkarak sistematik bir yönetim biçimine dönüşmüş durumda. Cumhurbaşkanı Kays Said'e yönelik eleştirileriyle bilinen Milletvekili Ahmed Saidani'nin sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanması, ülkede fiili bir diktatörlük düzeninin inşa edildiğine dair kaygıları yeniden gündeme taşıdı.
Saidani'nin tutuklanması, tekil bir yargı süreci olarak değil, doğrudan Cumhurbaşkanı Said'in şahsında somutlaşan otoriter yönetim anlayışının yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor. Kısa süre sonra, yine Said'i eleştiren görevden alınmış yargıç Hişam Halid'in de benzer suçlamalarla cezaevine gönderilmesi, yargının siyasal bir sopa haline getirildiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Dikkat çeken nokta, Saidani'nin geçmişte Kays Said'in en ateşli savunucularından biri olması. 2022 seçimlerinde iktidar çizgisine yakın bir bloktan Meclis'e giren Saidani'nin, son aylarda Cumhurbaşkanı'nı sert biçimde eleştirmeye başlamasıyla birlikte hedef haline gelmesi, rejimin sadakat dışında hiçbir tutuma tahammül göstermediğini ortaya koydu.
Saidani'nin "Cumhurbaşkanı'nın ülkenin temel krizleri yerine belediye altyapısıyla ilgilendiğine" dair alaycı paylaşımı, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, ceza tehdidiyle bastırıldı. Bu durum, Tunus'ta artık siyasi eleştirinin değil, mutlak itaatin makbul görüldüğünü gözler önüne serdi.
Muhalif hukukçulara göre, iletişim yasalarındaki muğlak maddeler bilinçli biçimde genişletilerek her türlü siyasi eleştiri "hakaret" ya da "karalama" suçlamasına dönüştürülüyor. Böylece Cumhurbaşkanı'na yönelik en hafif eleştiri bile cezaeviyle sonuçlanabiliyor. Bu tablo, anayasal güvencelerin fiilen askıya alındığını gösteriyor.
Görevden alınmış yargıç Hişam Halid'in tutuklanması ise baskının boyutunu daha da netleştirdi. Halid, 2022 yılında Kays Said'in tek imzayla görevden uzaklaştırdığı onlarca yargıçtan biriydi. Mahkeme kararlarına rağmen bu yargıçların görevlerine iade edilmemesi, yürütmenin yargıyı tamamen kontrol altına aldığını ortaya koyuyor.
İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları, yaşananları açıkça "diktatörlük pratiği" olarak tanımlıyor. Sosyal medya paylaşımlarının kriminalize edilmesi, tutuklamanın istisna değil rutin hale gelmesi ve yargının muhalefeti susturma aracı olarak kullanılması, Tunus'un 2011 devrimiyle kazandığı özgürlüklerin sistemli biçimde tasfiye edildiğini gösteriyor.
Bu baskı ortamı, 25 Temmuz 2021'de Kays Said'in olağanüstü yetkiler ilan etmesiyle başlayan sürecin doğal sonucu olarak görülüyor. O tarihten bu yana muhalefet liderleri, sendikacılar, gazeteciler ve sivil toplum aktörleri ya yargı tehdidiyle susturuldu ya da cezaevine gönderildi.
Her ne kadar Cumhurbaşkanı Said'in destekçileri bu adımları "hukukun üstünlüğü" olarak sunmaya çalışsa da eleştirmenlere göre ortada hukukun değil, kişiselleşmiş bir iktidarın korunması var. Tunus'ta bugün gelinen nokta, eleştirinin suç, sessizliğin ise erdem sayıldığı bir diktatörlük düzeni olarak tanımlanıyor.
Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.