Tarımın görünmeyen güç haritası: Tohum, gübre ve küresel sermaye

Tarımın görünmeyen güç haritası: Tohum, gübre ve küresel sermaye
Dünyada ticari tohum pazarının yaklaşık yarısı dört büyük şirketin kontrolünde bulunurken gübre sektöründe doğal gaz, fosfat ve potas kaynaklarına sahip ülkeler stratejik avantaj sağlıyor.

Türkiye'de sertifikalı tohum üretimi artarken kimyevi gübre tüketiminin yerli üretimi aşması, tarımsal girdilerde dış ticaret ve hammadde bağımlılığının önemini ortaya koyuyor.

Tohum ve gübre sektörü, tarımsal üretimin yanı sıra ülkelerin gıda güvenliğini, çiftçilerin maliyetlerini ve uluslararası ticaret dengelerini de doğrudan etkiliyor. Tohumda genetik özellikler, çeşit geliştirme ve fikrî mülkiyet hakları öne çıkarken gübrede doğal kaynaklar, enerji maliyetleri ve üretim kapasitesi küresel güç dağılımını belirliyor.

ETC Group ve GRAIN'in Temmuz 2026'da yayımladığı derlemeye göre, 2024 yılında yaklaşık 56 milyar dolar büyüklüğündeki küresel ticari tohum pazarının yaklaşık yarısı dört büyük şirketin elinde bulunuyor. Bayer, Corteva Agriscience, Syngenta Group ve BASF, sektörün en etkili oyuncuları arasında yer alıyor.

Raporda Bayer'in ticari tohum pazarındaki payı yaklaşık yüzde 20, Corteva'nın yüzde 17, Syngenta'nın yüzde 9 ve BASF'nin yüzde 4 olarak tahmin ediliyor. İlk dört şirketin toplam ticari tohum satışları yaklaşık 28,15 milyar dolara ulaşırken ilk 10 şirketin pazar payı yüzde 63 düzeyinde hesaplanıyor.

Fransa merkezli Groupe Limagrain, Almanya merkezli KWS, Çin merkezli Yuan Longping High-Tech Agriculture, Danimarka merkezli DLF Seeds, Hollanda merkezli Rijk Zwaan ve Japonya merkezli Sakata Seed Corporation da önde gelen şirketler arasında bulunuyor.

Ancak bu veriler, dünyada kullanılan bütün tohumların söz konusu şirketler tarafından kontrol edildiği anlamına gelmiyor. Çiftçilerin kendi tohumlarını ayırarak kullanması, yerel tohum ağları ve kamu kuruluşlarının faaliyetleri ticari pazarın tamamını yansıtmayan unsurlar arasında yer alıyor. Pazar yoğunlaşması ayrıca ürün türüne ve ülkeye göre değişiyor.

Birleşmeler sektörün yapısını değiştirdi

Tohum sektöründeki yoğunlaşmada birleşme ve satın almalar önemli rol oynadı. Bayer, 2018'de ABD merkezli Monsanto'yu yaklaşık 63 milyar dolarlık işlemle bünyesine kattı. Dow ve DuPont'un tarım faaliyetleri birleşme sürecinin ardından Corteva çatısı altında toplandı. Çin devletine ait ChemChina ise 2017'de İsviçre merkezli Syngenta'yı yaklaşık 43 milyar dolara satın aldı.

Bayer-Monsanto işlemi sırasında rekabet otoritelerinin talep ettiği bazı tarım varlıklarının BASF'ye devredilmesiyle sektörün yapısı yeniden şekillendi.

Şirketlerin büyümesinde tohum satışlarının yanı sıra tarımsal kimyasallar, biyoteknoloji, genetik özellikler, lisanslar ve dijital tarım hizmetleri de etkili oldu. Bu bütünleşik yapı, şirketlere araştırma ve dağıtım avantajı sağlarken rekabetin azalması ve çiftçilerin belirli tedarikçilere bağımlılığının artması yönündeki endişeleri de beraberinde getiriyor.

Tohumda patent ve genetik teknoloji belirleyici

Tohum sektöründeki güç yalnızca üretim miktarıyla ölçülmüyor. Bir çeşidin fiziksel olarak üretilmesi ile o çeşidin genetik özelliklerinin, ıslah haklarının veya biyoteknolojik teknolojilerinin kontrolü farklı konular olarak öne çıkıyor.

Bitki çeşitlerinin korunması, patentler ve lisans sözleşmeleri, belirli tohumların geliştirilmesi ve ticari kullanımında etkili olabiliyor. Her tohum çeşidi patentli olmadığı gibi her patent de bütün kullanım biçimlerini kapsamıyor. Bununla birlikte, belirli genetik özelliklere erişimin lisanslara bağlı olması, teknoloji geliştiren şirketlerin pazardaki etkisini artırabiliyor.

Bu durum, ülkelerin tohum politikalarında yerli ıslah kapasitesini, kamu araştırmalarını, genetik kaynakların korunmasını ve çiftçilerin alternatif çeşitlere erişimini önemli hale getiriyor.

Gübre pazarında farklı bir güç dengesi

Gübre sektörü, tohum pazarından farklı olarak doğal kaynaklara ve enerji maliyetlerine daha fazla bağımlı bir yapı sergiliyor. ETC Group ve GRAIN'in aynı derlemesine göre, küresel sentetik gübre pazarının 2024 yılındaki tahmini büyüklüğü 221,45 milyar dolar oldu.

Raporda ilk 10 gübre şirketinin satışları yaklaşık 67,74 milyar dolar, ilk dört şirketin satışları ise 41,22 milyar dolar olarak hesaplandı. Buna göre ilk dört şirketin toplam pazardaki payı yaklaşık yüzde 19 düzeyinde kaldı.

Kanada merkezli Nutrien, ABD merkezli The Mosaic Company, Norveç merkezli Yara International ve Fas merkezli OCP Group sektörün önde gelen şirketleri arasında bulunuyor. Bu şirketleri ABD merkezli CF Industries, İsrail merkezli ICL Group, Rusya merkezli PhosAgro ve Uralkali, Hollanda merkezli OCI ve Çin merkezli Sinofert izliyor.

Şirketlerin ağırlığı, ürettikleri gübre türüne göre değişiyor. Bu nedenle satış rakamları, tek başına belirli bir şirketin bütün gübre piyasasını kontrol ettiği sonucuna ulaşmak için yeterli görülmüyor.

Doğal gaz, fosfat ve potas stratejik önem taşıyor

Gübre sektöründe ülkelerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurların başında enerji ve doğal kaynaklara erişim geliyor.

Azotlu gübre üretiminde doğal gaz hem hammadde hem de enerji kaynağı olarak kullanılıyor. Bu nedenle ucuz enerjiye ve büyük ölçekli sanayi tesislerine sahip ülkeler avantaj elde ediyor. Doğal gaz fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini ve uluslararası gübre fiyatlarını etkileyebiliyor.

Fosfatlı gübrelerde fosfat kayası rezervleri belirleyici olurken Fas, sahip olduğu kaynaklar ve OCP Group'un üretim kapasitesiyle stratejik konumda bulunuyor. Çin, ABD, Rusya ve Suudi Arabistan da fosfat üretimi ve işlenmesinde önem taşıyor.

Potasyumlu gübrelerde ise üretim, belirli bölgelerdeki maden yataklarına bağlı olması nedeniyle daha fazla coğrafi yoğunlaşma gösteriyor. Kanada, Rusya ve Belarus bu alandaki önemli üretici ülkeler arasında yer alıyor. Nutrien, Mosaic, ICL, Uralkali, K+S ve EuroChem gibi şirketler de potas piyasasında etkili oyuncular olarak öne çıkıyor.

Bu tablo, gübre sektöründeki küresel gücün tek bir ülke veya şirket etrafında toplanmadığını, ürün türüne ve tedarik zincirinin aşamasına göre değiştiğini gösteriyor.

Dünyada gübre üretimi ve tüketimi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) 30 Temmuz 2026'da yayımladığı verilere göre, dünyada 2024 yılında inorganik gübrelerin tarımsal kullanımı 197 milyon ton bitki besin maddesine ulaştı. Bu miktar 2015'teki 185 milyon tonun yaklaşık yüzde 7 üzerinde gerçekleşirken 2020'de kaydedilen 202 milyon tonluk seviyenin altında kaldı.

Aynı yıl küresel inorganik gübre üretimi 216 milyon ton bitki besin maddesi olarak hesaplandı. Üretimin yüzde 57,7'sini azot, yüzde 21,8'ini fosfor ve yüzde 20,5'ini potasyum oluşturdu.

Söz konusu rakamlar, piyasaya sunulan gübrenin toplam fiziksel ağırlığını değil, içerdiği bitki besin maddelerinin miktarını ifade ediyor. Bu nedenle ülkelerin gübre üretimi ve tüketimi karşılaştırılırken fiziksel ürün ağırlığı ile besin maddesi miktarının birbirinden ayrılması gerekiyor.

Enerji krizi gübre fiyatlarını etkiledi

2021-2022 döneminde yaşanan enerji ve gübre fiyat krizi, tarımsal girdilerin küresel gelişmelere duyarlılığını ortaya koydu. Doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş üretim maliyetlerini artırırken Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında oluşan ticaret ve lojistik sorunları da uluslararası arzı etkiledi.

Gübre fiyatlarındaki yükseliş, çiftçilerin girdi kullanımını azaltmasına veya üretim tercihlerini değiştirmesine neden olabiliyor. Bununla birlikte, şirketlerin gelirlerindeki artış tek başına fiyat manipülasyonunun kanıtı olarak değerlendirilemiyor. Fiyat değişimlerinin nedenlerini ortaya koymak için üretim maliyetleri, kâr marjları, nakliye giderleri, döviz kurları ve şirketlerin fiyat politikalarının birlikte incelenmesi gerekiyor.

Tohum fiyatlarında ise çeşit geliştirme maliyetleri, genetik özellikler, lisanslar, sertifikasyon ve dağıtım ağı etkili oluyor. Her iki sektörde de piyasadaki yoğunlaşma fiyat oluşumunu etkileyebilse de fiyat hareketlerinin bütününü tek bir nedene bağlamak mümkün görünmüyor.

Türkiye'de sertifikalı tohum üretimi arttı

Türkiye'de sertifikalı tohum üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,7 artarak 1 milyon 350 bin 627 tona ulaştı. Tarım ve Orman Bakanlığının 16 Şubat 2026'da yayımladığı verilere göre üretim, 2024'te 1 milyon 303 bin 38 ton düzeyindeydi.

Ürün bazında ise farklı eğilimler görüldü. Bakanlık verilerine göre 2025'te buğday tohumu üretimi 640 bin 829 tona, arpa tohumu üretimi 164 bin 835 tona yükseldi. Buna karşılık mısır tohumu üretimi 88 bin 18 tondan 53 bin 534 tona, ayçiçeği tohumu üretimi 42 bin 380 tondan 30 bin 409 tona geriledi.

Toplam üretimdeki artış, bütün ürünlerde aynı gelişmenin yaşanmadığını ortaya koydu. Ayrıca Türkiye'de üretilen bir tohumun mutlaka yerli genetik materyalle geliştirilmiş olması gerekmiyor. Bu nedenle sertifikalı tohum üretiminin yanı sıra yerli çeşit geliştirme kapasitesi, şirketlerin pazar payları, araştırma yatırımları ve tohumluk dış ticareti de değerlendirilmesi gereken göstergeler arasında yer alıyor.

Gübre tüketimi yerli üretimi aştı

Tarım ve Orman Bakanlığının 16 Mart 2026 tarihli istatistik bültenine göre, Türkiye'de 2025 yılında fiziksel kimyevi gübre üretimi 4 milyon 572 bin 585 ton, tüketimi ise 6 milyon 546 bin 693 ton olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla kıyasla üretim yüzde 3, tüketim yüzde 6 azaldı.

Aynı yıl en fazla tüketilen gübre, 1 milyon 853 bin 817 tonla üre oldu. Üre üretimi ise 466 bin 307 ton olarak kaydedildi.

Tüketimin üretimi aşması, gübre tedarikinde dış ticaretin önemini ortaya koyarken iki rakam arasındaki fark doğrudan net ithalat miktarı olarak değerlendirilemiyor. Net ithalatın belirlenmesi için aynı ürün grubuna ait ithalat ve ihracat miktarlarının yanı sıra stok değişimlerinin de incelenmesi gerekiyor.

Türkiye açısından azotlu gübre üretiminde doğal gaz maliyetleri, fosfatlı ve potasyumlu gübrelerde ise hammadde kaynakları ve tedarikçi ülkelerin çeşitliliği önem taşıyor. Ürün bazında ithalat verileri, dış ticaret maliyetleri ve çiftçinin ödediği fiyatlar birlikte değerlendirilmeden gübredeki dışa bağımlılığın boyutunu kesin olarak belirlemek mümkün değil.

Gıda güvenliği için üretim kadar teknoloji de önemli

Tohum ve gübre sektöründeki yoğunlaşma, çiftçilerin üretim maliyetleri ve girdi seçenekleri üzerinden tarımsal üretimi etkileyebiliyor. Tohum ve gübre fiyatlarındaki artışlar çiftçilerin kâr marjlarını daraltabilir; yüksek maliyetler bazı ürünlerde girdi kullanımının azaltılmasına veya üretim tercihlerinin değiştirilmesine yol açabilir.

Bununla birlikte büyük şirketler, yüksek maliyetli araştırma altyapılarını finanse etme ve yeni teknolojileri geniş ölçekte uygulamaya geçirme kapasitesine de sahip. Bu nedenle temel mesele, şirketlerin büyüklüğünün yanı sıra rekabetin, kamu araştırmalarının, genetik kaynaklara erişimin ve çiftçilerin alternatif tedarikçilere ulaşabilmesinin nasıl korunacağı olarak öne çıkıyor.

Türkiye açısından stratejik yaklaşımın yalnızca yerli üretim miktarını artırmakla sınırlı kalmaması gerekiyor. Yerli tohum ıslahı, kamu araştırma enstitülerinin kapasitesi, gübre hammaddelerine erişim, tedarikçi ülkelerin çeşitlendirilmesi ve girdilerin daha verimli kullanılması birlikte ele alınması gereken başlıklar arasında bulunuyor.

Küresel ölçekte ticari tohum pazarında büyük şirketlerin ağırlığı öne çıkarken gübre sektöründe doğal kaynaklar, enerji maliyetleri ve ülkelerin ticaret politikaları belirleyici rol oynuyor. Türkiye'nin tarımsal girdi alanındaki dayanıklılığı ise üretim kapasitesinin yanı sıra teknoloji geliştirme gücü, dış ticaret yapısı ve çiftçilerin uygun maliyetli girdilere erişimiyle şekilleniyor.

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.