Kavan: Bir dil resmi ya da eğitim dili olmazsa kaybolmaya mahkumdur
HÜDA PAR Eğitim İşleri Başkanlığı tarafından "Ana Dilimi Seçiyorum" sloganıyla Mardin'de gerçekleştirilen panelde, ana dil eğitimi, seçmeli dersler ve uluslararası hukuk çerçevesinde dil hakları ele alındı.
Panelin konuşmacılarından HÜDA PAR Kızıltepe İlçe Başkanı Abdullah Kavan, ana dil meselesinin sadece bir eğitim konusu değil, aynı zamanda fıtrî, sosyolojik ve insani bir mesele olduğunu vurguladı.
"Ana dili öğrenmekle ana dilde eğitim farklıdır"
Ana dili öğrenmek ile ana dilde eğitim arasındaki farkın çoğu zaman karıştırıldığını belirten Kavan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Ana dili öğrenmekle ana dil eğitimi farklı bir şeydir. Biz bugün seçmeli derslerden bahsediyorsak, bu okullarda ana dili öğrenmeye yönelik bir adımdır; fakat ana dilde eğitim çok farklı bir meseledir. İnşallah bu seçmeli dersler bir anahtar konumundadır ve bu yolun açılmasına vesile olacaktır, diyoruz. Ancak meseleyi sadece ders meselesi olarak ele almamak gerekir. Ana dil eğitiminin insan üzerindeki etkisinden, sosyolojisinden, aksanından, beyin dünyasından, atasözlerinden, tekerlemelerinden, yani dili bütünüyle kuşatan etkisinden bahsetmemiz gerekiyor. Sorunumuz nedir, Türkiye açısından bu mesele nereye oturuyor, çözümü nedir; birkaç cümleyle de olsa bunları açık açık konuşmamız gerekir."
"Dil, insanın fıtratına işlenir"
Dil meselesinin insanın yaratılışıyla doğrudan bağlantılı olduğunu dile getiren Kavan, "Aslında burada bir fıtrattan bahsetmemiz gerekiyor. İnsanların hamurunda bazı fıtratlar vardır. Mesela coğrafya bir fıtrattır, inanç bir fıtrattır, din bir fıtrattır. Coğrafya nasıl bir fıtrattır? Özellikle çocukluğunu ve gençliğini bir yerde geçiren bir insan, en sarp yer olsun, bir köyde olsun, suyu olmayan, taşlık bir yer olsun; en büyük şehirlere, hatta Avrupa ülkelerine gittiği zaman bile 'Ah benim köyüm' der. Hepimiz buna şahidiz. Çünkü coğrafya, çocuklukla birlikte insanın fıtratına işleniyor. İnanç da bir fıtrattır. Yüce Allah, insanın hamurunda iman duygusunu yaratmıştır. Allah'ı tanımayanların bile bu fıtrat gereği farklı şeylere ibadet ettiğini, farklı şeylerden yardım istediğini, farklı şeylere dua ettiğini görüyoruz. İnsanların hamurunda bir de dil fıtratı vardır. Dil fıtratı nereden gelir? Anne, çocuk daha anne karnındayken onunla konuşur. Doğduğu zaman, ilk cümlelerde, emzirirken çocuk o dili bütünüyle hafızasına, fıtratına işler. Onun için biz ana dil diyoruz; baba dili demiyoruz. Emin olun, ana dil insanın hafızasına o kadar güçlü işlenir ki, insan çok farklı dilleri öğrense bile düşünce dünyasında ana diliyle düşünür." şeklinde belirtti.

"Uluslararası hukuk ana dil eğitimini güvence altına alıyor"
Uluslararası hukuk ve UNESCO kararlarına dikkat çeken Kavan, "Dinler, inançlar, hukuk ve uluslararası hukuk dillere çok net bir şekilde bakıyor. 1948'den bu yana farklı dillerle ve kültürlerle ilgili birçok düzenleme yapılmıştır. 1950 ve 1960'lı yıllarda UNESCO'nun aldığı kararlar vardır. Bunlar Birleşmiş Milletlerin kültür ve dil konusunda aldığı kararlardır ve devletler bu kararları uygulamak zorundadır. Bu kararlar, dillerin korunması ve ana dilde eğitim alınmasıyla ilgili çok ciddi taahhütler içerir. 1999 yılında UNESCO, 21 Şubat'ı Dünya Ana Dil Günü ilan etti. 1998'de Birleşmiş Milletler, çocukların anne ve babalarının diliyle eğitim almasının güvence altına alınması gerektiğine dair karar aldı. Eğer bir dilde yeterli nüfus varsa, o dilin eğitim dili olması gerektiği açıkça ifade edildi." dedi.
"Anayasa'daki 42. Madde engel ama değiştirilebilir"
Türkiye'de ana dil eğitiminin önündeki anayasal engellere değinen Kavan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Türkiye bu kararlara imza atmış olmasına rağmen, Anayasa'nın 42. Maddesiyle eğitim dilinin Türkçeden başka bir dil olamayacağını hükme bağlamıştır. Bu çok büyük bir engel mi? Hayır. 1960'tan bugüne kadar birçok anayasa maddesi değişmiştir. 1982 Anayasası'nda bile pek çok madde değiştirilmiştir. Zemin oluşursa bu madde de kesinlikle değiştirilebilir. Ama bu zemini oluşturacak olan bizleriz. Seçmeli dersler bu anlamda önemli bir başlangıçtır. Önümüzde iki engel vardır: biri anayasal engel, diğeri ise zihniyetin değişmesi meselesidir."

"Farklı diller ayrılık değil, kardeşliktir"
Kavan, farklı dillerin ayrışmaya yol açtığı iddiasının bilinçli olarak üretildiğini savunarak, "Yıllarca bu millete 'farklı diller konuşulursa ayrılık olur' denildi. Bu, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren zihinlere kazınmış bir algıdır. Oysa bunun tam tersidir. Osmanlı'nın son dönemlerinde, 1876'da Türkçenin resmi dil olarak kayda geçmesiyle birlikte problemler başladı. Cumhuriyet'ten sonra ise 'Türk, Türkçülük ve Türk dili her şeydir; diğer milletler ve diller hiçbir şey değildir' anlayışı hâkim oldu. Bugün Türkiye'nin ana problemlerinden biri de bu zihniyeti değiştirmektir. Bunu kardeşçe anlatabilirsek çok farklı bir noktaya gelebiliriz." ifadelerini kaydetti.
"Resmi ve eğitim dili olmayan diller yok olur"
UNESCO verilerine atıfta bulunan Kavan, bazı dillerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek konuşmasını şöyle tamamladı:
"Bazıları 'Dil kaybolmaz' diyor. Oysa UNESCO, Zazaca'nın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Kürtçe, Zazaca, Abazaca, Çerkezce… Bunların hepsi için kaybolma tehlikesi vardır. Çünkü yapılan bütün araştırmalar şunu net bir şekilde ortaya koyuyor: Bir dil eğer resmi olmazsa veya eğitim dili olmazsa, o dil kaybolmaya mahkûmdur. 60 öncesine bakalım. Babalarımız, dedelerimiz askere Türkçe bilmeden gidiyordu. Köy Kürtçe konuşuyordu, ilçe Kürtçe konuşuyordu, bölge Kürtçe konuşuyordu. Ama bu dil resmi değildi, eğitim dili değildi. İşte mesele tam olarak budur."


Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.