Hiroşima'nın 81. yılı: İnsanlık atom bombasını kınadı, peki Gazze için ne yaptı?

Hiroşima'nın 81. yılı: İnsanlık atom bombasını kınadı, peki Gazze için ne yaptı?
Bugün, Hiroşima'nın üzerinden 81 yıl geçti. Dünya her yıl nükleer silahların dehşetini anıyor, "bir daha asla" mesajı veriyor. Ancak aynı dünya, Gazze'de benzer bir kararlılığı ortaya koyup koymadığı sorusuyla karşı karşıya bulunuyor.

Hiroşima'nın küllerinden yükselen "Bir daha asla" sözü, 81 yıl sonra Gazze'nin enkazı altında yeniden sorgulanıyor.

6 Ağustos 1945 sabahı, Japonya'nın Hiroşima kenti insanlık tarihinin ilk nükleer saldırısıyla karşı karşıya kaldı.

ABD tarafından atılan "Little Boy" adlı atom bombası, birkaç saniye içinde bir şehri haritadan sildi.

Yaklaşık 140 bin kişi hayatını kaybetti, on binlerce insan ise yıllar boyunca radyasyonun neden olduğu hastalıklarla hayatını kaybetti.

Aradan yalnızca üç gün geçmişken, 9 Ağustos'ta bu kez Nagazaki hedef alındı.

"Fat Man" adı verilen ikinci atom bombası yaklaşık 70 ila 80 bin insanın ölümüne yol açtı. Böylece insanlık, tarihin en büyük kitlesel sivil yıkımlarından ikisine aynı hafta içinde tanıklık etti.

Bugün, Hiroşima'nın üzerinden 81 yıl geçti. Dünya her yıl nükleer silahların dehşetini anıyor, "bir daha asla" mesajı veriyor. Ancak aynı dünya, son yıllarda Gazze'de yaşanan büyük insani yıkım karşısında benzer bir kararlılığı ortaya koyup koymadığı sorusuyla karşı karşıya bulunuyor.

Tarihin en tartışmalı askeri kararı

ABD yönetimi, Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılmasını savaşın daha kısa sürede sona erdirilmesi ve daha fazla can kaybının önlenmesi gerekçesiyle savundu.

Ancak tarihçiler, hukukçular ve uluslararası ilişkiler uzmanları arasında bu gerekçeler uzun yıllardır tartışılıyor.

Birçok araştırmacıya göre Japonya zaten teslim olmanın eşiğindeydi ve atom bombalarının kullanılması askeri zorunluluktan çok siyasi bir güç gösterisiydi.

Özellikle Sovyetler Birliği'ne yönelik caydırıcılık mesajı verilmek istendiği yönündeki değerlendirmeler akademik literatürde önemli yer tutuyor.

Uluslararası insancıl hukuk açısından bakıldığında ise ayrım gözetmeyen, sivilleri topluca hedef alan ve nesiller boyunca etkisini sürdüren bir silahın kullanılması, bugün kabul edilen hukuk ilkeleriyle bağdaşmıyor.

Hiroşima ve Nagazaki, savaşın yalnızca cephede değil, şehirlerin tam ortasında da yürütülebileceğini gösteren acı örnekler olarak tarihe geçti.

İki bomba, yüz binlerce hayat

Hiroşima'da bombanın patladığı merkezden kilometrelerce uzaktaki insanlar dahi ağır yanıklarla mücadele etti.

Şehirde hastaneler, okullar, ibadethaneler ve kamu binaları birkaç saniye içinde yok oldu.

Radyasyonun etkileri ise saldırının ardından onlarca yıl sürdü.

Kanser vakaları arttı.

Yeni doğan çocuklarda ciddi sağlık sorunları görüldü.

Binlerce kişi psikolojik travmalarla hayatını sürdürmek zorunda kaldı.

Nagazaki'de de benzer bir tablo yaşandı.

İkinci atom bombası, ilk saldırının şoku atlatılamadan gerçekleştirildi.

Bu nedenle birçok tarihçi, ikinci bombanın gerekliliğini ayrıca sorgulamaya devam ediyor.

"Bir daha asla" sözü ne kadar karşılık buldu?

Hiroşima'nın ardından dünya nükleer silahların sınırlandırılması için çok sayıda anlaşmaya imza attı.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT), Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması (CTBT) ve daha sonra kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması gibi girişimler, atom bombasının tekrar kullanılmaması hedefiyle oluşturuldu.

Ancak aynı süreçte dünya, Vietnam'dan Irak'a, Afganistan'dan Suriye'ye, Yemen'den Gazze'ye kadar milyonlarca sivili etkileyen büyük savaşlara da tanıklık etti.

Yöntemler değişti.

Silahlar değişti.

Ancak sivillerin ödediği bedel değişmedi.

Gazze: Atom bombası kullanılmadı ama yıkımın ölçeği tartışılıyor

Gazze'de yaklaşık üç yıldır devam eden saldırılar, uluslararası kuruluşların raporlarında modern dönemin en ağır insani krizlerinden biri olarak tanımlanıyor.

Kentlerin büyük bölümü ağır hasar gördü.

Konut alanları, hastaneler, okullar, su ve elektrik altyapısı büyük ölçüde tahrip oldu.

On binlerce aile defalarca yerinden edildi.

Birleşmiş Milletler kuruluşları, Gazze'de sağlık sisteminin büyük ölçüde çöktüğünü, temiz suya erişimin kritik seviyelere gerilediğini ve kıtlık riskinin ciddi boyutlara ulaştığını defalarca açıkladı.

Filistinli yetkililerin verilerine göre on binlerce sivil şehit oldu, yüz binlerce kişi yaralandı veya sakat kaldı.

Bu tablo, uluslararası toplumda sivillerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin ne ölçüde yerine getirildiği tartışmasını da beraberinde getirdi.

Aynı acının farklı yüzleri

Hiroşima ile Gazze birebir aynı değildir.

Birinde tek bir nükleer saldırı vardır.

Diğerinde ise uzun süreye yayılan yoğun konvansiyonel bombardımanlar söz konusudur.

Ancak iki örnek arasında dikkat çeken ortak noktalar bulunuyor.

Her ikisinde de en ağır bedeli siviller ödedi.

Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar savaşın doğrudan hedefi olmasa da sonuçlarından en fazla etkilenen kesim oldu.

Hastaneler hizmet veremez hale geldi.

Okullar kapandı.

Şehirlerin sosyal dokusu çöktü.

İnsanlar yalnızca hayatlarını değil, geleceklerini de kaybetti.

Savaş hukukunun temel ilkelerinden olan sivillerin korunması ilkesi, her iki örnek üzerinden de uluslararası kamuoyunda yeniden tartışılıyor.

Çifte standart tartışmaları

Hiroşima'nın yıldönümünde dünya liderleri nükleer silahların insanlık için oluşturduğu tehdide dikkat çekiyor.

Anma törenlerinde barış mesajları veriliyor.

Ancak aynı dönemde dünyanın farklı bölgelerinde devam eden çatışmalarda sivillerin korunmasına yönelik benzer hassasiyetin gösterilip gösterilmediği sorusu sık sık gündeme geliyor.

Uluslararası hukuk uzmanları, savaş suçlarının failine göre değil, eylemin niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

İnsan hakları örgütleri de sivillerin hedef alınması, zorla yerinden edilme, sağlık altyapısının çökertilmesi ve temel yaşam ihtiyaçlarının engellenmesine ilişkin iddiaların bağımsız biçimde soruşturulmasını talep ediyor.

Bu nedenle Gazze'de yaşananlar, yalnızca bölgesel bir çatışma değil uluslararası hukuk düzeninin işleyişine ilişkin küresel bir sınav olarak da değerlendiriliyor.

Hiroşima'nın gerçek mirası

Hiroşima yalnızca geçmişte yaşanmış bir felaket değildir.

Aynı zamanda savaşın ulaştığı en yıkıcı noktayı simgeleyen tarihsel bir uyarıdır.

81 yıl önce ortaya çıkan küresel vicdan, "bir daha asla" sözü etrafında şekillendi.

Ancak bu ilkenin yalnızca nükleer silahlar için değil, sivilleri kitlesel biçimde etkileyen tüm savaş yöntemleri için geçerli olması gerektiği yönündeki çağrılar her geçen yıl daha yüksek sesle dile getiriliyor.

Hiroşima'nın üzerinden 81 yıl geçti.

İnsanlık atom bombasını tarihin en büyük felaketlerinden biri olarak hafızasına kazıdı.

Ancak savaşların değişen biçimleri, şehirlerin yine harabeye dönmesi ve sivillerin yine en ağır bedeli ödemesi, geçmişten çıkarılan derslerin yeterince hayata geçirilmediği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Bugün Hiroşima anılırken sorulması gereken temel soru yalnızca "81 yıl önce ne yaşandı?" değildir.

Asıl soru şudur:

İnsanlık, Hiroşima'nın acısından gerçekten ders çıkardı mı yoksa savaşların yöntemi değişirken sivillerin ödediği bedel değişmeden mi kaldı?

Kaynak:İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.