HAMAS'tan "Kendi Diliyle Direniş ve Özgürlüğe Giden Yol: Aksa Tufanı" raporu
HAMAS Medya Ofisi, aralarında Türkçenin de olduğu birçok dilde "Kendi Diliyle Direniş ve Özgürlüğe Giden Yol: Aksa Tufanı" raporunu kamuoyu ile paylaştı.
40 sayfadan oluşan rapor, Aksa Tufanı (7 Ekim 2023) operasyonunu ve sonrasında gelişen iki yıllık savaşı, Filistin direnişinin meşruiyetini, işgalci rejimin ve uluslararası sistemin başarısızlığını ve direnişin kazanımlarını ortaya koyuyor.
Giriş bölümü
8 bölüm ve bir sonuç kısmından oluşan raporun giriş kısmında Filistin halkının, iki ağır yıl boyunca, iradesini kırmaya, toplumsal bütünlüğünü parçalamaya ve destekleyici çevresini teslim almaya yönelik en sert kampanyalar karşısında direnç ve sebatla örülü bir destan yazdığı; bu destanın son satırına kadar direnişçi kimliğine sımsıkı sarıldığı vurgulanıyor.
Giriş kısmında şu ifadelere yer veriliyor:
"Bu iki yıl boyunca israil işgali, modern çağın tanık olduğu en vahşi yok etme savaşlarından birinde, insanlığın gördüğü en korkunç katliamları ve soykırım suçlarını işlemiştir. Bu savaş, 1948 Nekbesi’nden bu yana süregelen kanlı, yerleşimci ve işgalci sömürgeci yaklaşımın bir parçası olarak yürütülmüştür. Söz konusu savaş geçici bir tepki olmamış; Filistin varlığını bizzat inkâr etmeyi hedefleyen, zorla yerinden etme, aç bırakma ve Gazze Şeridi’ndeki evlerin, hastanelerin, okulların, camilerin ve kiliselerin barbarca yıkımı yoluyla sürdürülen suç projesinin özünü yansıtmıştır. Gazze savaşı, açık bir denklemin somutlaşması olmuştur: Saldırganlık arttıkça, Filistin halkının bütünlüğü ve özgürlük konusundaki kararlılığı daha da güçlenmiştir. İki yıllık süreç sonunda Filistin tarafı varoluşsal direncini pekiştirmiş olsa da; İsrail, psikolojik üstünlüğünü ve caydırıcı gücünü kaybetmiş, uluslararası anlatısı iflas ederek giderek izole edilen bir aktöre dönüşmeye başlamıştır. 7 Ekim 2023, ani ve beklenmedik bir olay değil, israil işgaliyle süregelen çatışmanın bir safhası olmuştur. Aksa Tufanı geçici bir hatıra değil; davamızın seyrinde tarihsel bir dönüm noktasının temelini oluşturmuştur. Bu süreçte siyonist anlatı, kendi destekleyici merkezlerinde çökmüş; düşmanın gerçek yüzü, Aksa Tufanı ile birlikte dünya halklarının gözü önünde tamamen ifşa olmuş; uluslararası mahkemelerde sanık sandalyesine oturtulmuş, yenilgisinin mümkün olduğu teyit edilmiş, Filistin, küresel bilinç mücadelesinde ilerleme kaydetmiş ve bu yapının yeşerdiği adaletsiz çevrenin değişeceğinin habercisi olmuştur.
Bu iki yıl boyunca Filistin halkı, insanlığın sahip olabileceği en yüksek iman, fedakârlık, direniş, sabır, onur ve haysiyet örneklerini sunmuştur. Halkımız bugün, Gazze Şeridi’ne yönelik haksız savaşın sona erdirilmesi eşiğinde durmakta; yaralarını sarmaya ve direnişinin meyvelerini büyütmeye yönelmektedir. Direniş, işgal altındaki Filistin’de siyonist toplumu sarsmış; onu askerî, güvenliğe dair, ekonomik, siyasal ve ahlaki krizlerin içine sürüklemiş; dünya ise bu işgalin suç niteliğini ve vahşetini tüm açıklığıyla idrak etmiştir. Çocuklarımızın, kadınlarımızın, yaşlılarımızın ve hastalarımızın kanını; en ağır işkence türlerini tatmış esirlerimizin acılarını unutmayacağız. Şehirlerimizin, mahallelerimizin, evlerimizin ve okullarımızın yıkılması; hatta buldozerlerle yerle bir edilen mezar taşlarımızın yok edilişi dahi bize hiçbir şeyi unutturmayacaktır. Ne hafızamızı silebilirler ne de bu topraklara liyakat ve hak edişle aidiyet duyan, kökleri derinlere uzanan hayallerimizin kimliğini yok edebilirler.
Bu çılgın saldırı, bu yapının insanlığa ait olmadığını ve barışın anlamını bilmediğini; aksine, zalim ve kurnaz devletler tarafından beslenen, dünyayı barış, adalet ve insanlık sloganlarıyla aldatan, doğrudan suça ortak olmuş, asi, ırkçı ve vahşi bir yapı olduğunu açığa çıkarmıştır. Büyük bir halk tarafından çok büyük fedakârlıklar gösterilmiştir.
77 yıldan beri sürmekte olan işgal, halkımızın cihadındaki, toprağını ve kutsallarını geri alma amaçlı direnişindeki kararlılığını artırmaktan başka bir şey yapamamıştır. Maruz kalınan ağır ihanete, yıkıcı kuşatmaya ve işgale; bölgesel ve uluslararası düzeydeki acziyet ve zayıflığa rağmen halkımız; Rabbine olan güvenini korumuş, özgürleşme ve dönüş yolundaki kararlılığını sürdürmüştür. Bu tufan, halkımızın direniş ateşinin sönmediğini, hareketinin durmadığını ve devriminin dinmediğini; şaşırtıcı derecede dirençli bir toplum ve dehşetlere aldırmayan cesur savaşçılar barındırdığını kanıtlamıştır. Yetmiş yedi yıllık direniş tarihimizin bu en güçlü dalgası, ufkunda yalnızca özgürleşmeyi, dönüşü ve Kudüs’ü görmekte; geri dönüşü olmayan bir kararlılık, gevşemesi olmayan bir sebat ve Allah’ın zaferine ve mücahit kullarını güçlendireceğine dair kesin bir inançla ilerlemektedir. Siyonist proje, Filistin halkının doğasını, Arap ve İslam kimliğini, tarihin derinliklerine uzanan köklerini ve uygarlık ile insanlık boyutundaki derinliğini kavrayamamıştır. Aynı şekilde, tarih boyunca kutsal ve mübarek topraklarımızı hedef alan tüm istilalar gibi kendi akıbetinin de ya bu topraklardan sürülmek ya da bu topraklarda gömülmek olacağını idrak edememiştir."
Raporun 8 bölümünün özeti ise şöyle:
Bölüm 1: Tufanın Gerekçeleri ve Bağlamları
Bölüm, 7 Ekim 2023’ün tarihsel bir kopuş değil, 77 yıllık (1948’den beri) işgal, sürgün, yerleşimci-sömürgeci politika ve etnik temizliğin doğal sonucu olduğunu vurguluyor. Öne çıkan gerekçeler şunlardır:
Oslo Sürecinin Çöküşü: İşgalci rejimin, Oslo Anlaşması’nı sabote ederek yerleşimleri genişlettiği ve Filistin devleti kurulmasını engellediği belirtiliyor.
İşgal rejiminde radikalleşme: 2022’de kurulan en radikal hükümetin (Ben-Gvir, Smotrich) Kudüs, Mescid-i Aksa ve Batı Şeria’yı hedef aldığı bildiriliyor.
Gazze’nin Kuşatması: Gazze’nin 17 yıllık “açık hava hapishanesi” ve HAMAS liderliğini tasfiye planlarının, halkta biriken öfkeyi patlattığı vurgulanıyor.
Uluslararası Toplumun Acziyeti: BM ve uluslararası kurumların İsrail karşısında etkisiz kaldığı, ABD’nin daimi koruyuculuğu ifade ediliyor.
Bölüm 2: Aksa Tufanı – Şanlı Operasyon Günü (7 Ekim 2023)
Bu bölümde operasyon, bir “hakikat anı” ve meşru bir başkaldırı olarak tasvir ediliyor.
Operasyonun hesaplanmış ve meşru bir direniş eylemi olduğu, Filistinlilerin artık “kurban” rolünü reddettiği vurgulanıyor.
Operasyonun Filistin kamuoyunda yüzde 72 gibi yüksek bir destek gördüğü aktarılan istatistiklerle destekleniyor.
Bölümde ayrıca işgal ordusunun “yenilmezlik” mitinin kırıldığı ve işgal toplumunda şok etkisi oluşturduğu kaydediliyor.
Bölüm 3: 7 Ekim Operasyonuna İlişkin Gerçekler
Bu bölümde HAMAS, işgal rejimi ve Batı medyasının yaydığı safsatalara cevap verir. Bölümde sivillerin kasıtlı olarak hedef alınmadığı, işgalci rejimi “Hannibal Prosedürü” ile kendi vatandaşlarını öldürdüğü hatırlatılır. Hareketin hiçbir şekilde hastane, okul veya ibadethaneyi hedef almadığı, gazeteci ve sağlık çalışanını öldürmediği belirtilir. Hareket, taraflı olmayan uluslararası bir soruşturma çağrısını yineliyor.
Bölüm 4: Gazze’ye Yönelik Savaşın Seyri
Dördüncü bölümde işgalci rejimin Gazze’ye yönelik saldırıları, “soykırım savaşı” ve “soykırım” olarak nitelendirilir. Çarpıcı veriler sunuluyor:
Kayıplar: 67 bin 100’den fazla şehit, 169 bin 500 yaralı, 9 bin 500 kayıp aktarılır. Bunlar arasında yaklaşık 20 bin çocuk ve 12 bin 500 kadın bulunmaktadır.
Yıkım: Konutların, okulların yüzde 95’inin, hastanelerin ve camilerin büyük kısmının tahrip edildiği belirtiliyor.
İnsani Kriz: Kasıtlı aç bırakma (açlık mühendisliği), yardım kuyruklarının hedef alınmasından bahsediliyor.
Hakikate Karşı Savaş: Savaş boyunca 254 gazeteci ve medya çalışanı şehit olmuştur. Bu sayı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Vietnam, Yugoslavya, Afganistan ve Ukrayna savaşlarında öldürülen gazetecilerin toplamından fazladır.
Direnişin Performansı: işgal ordusuna ağır kayıplar verdirildiği (5 bin 942 siyonist asker ölümü) aktarılır ve direnişin adeta yeni bir askeri okulun temellerini attığı vurgulanır. Bu modelin, günümüzde dünyanın çeşitli askerî akademilerinde incelenmekte ve öğretilmekte olduğu ifade ediliyor.
Halkın Direnci: Teslimiyetin olmadığı, yerinden edilenlerin evlerine dönüşü vurgulanıyor.
ABD’nin Rolü: işgalci rejime tam destek verdiği, BM’de veto kullandığı belirtiliyor.
Bölüm 5: HAMAS’ın Saldırıyı Durdurma Çabaları ve Trump Planı
Bu bölümde HAMAS’ın saldırıyı durdurmak için arabulucularla sürekli çaba gösterdiği, ancak Netanyahu hükümetinin siyasi çıkarları nedeniyle bunları sabote ettiği vurgulanıyor.
Eylül 2025’te ABD Başkanı Trump’ın sunduğu plana olumlu yaklaşıldığı, ateşkes, çekilme, esir takası ve Gazze’nin Filistinli teknokrat bir hükümete bırakılmasını içerdiği belirtiliyor.
Nihai anlaşmanın; savaşın durması, işgalci rejimin çekilmesi, kuşatmanın kalkması, kapsamlı yeniden imar ve yaklaşık 4000 Filistinli esirin serbest bırakılmasını içerdiği ifade ediliyor.
Bölüm 6: Aksa Tufanı’nın Öne Çıkan Kazanımları
Bu bölüm en kapsamlı bölümlerden biri olup, 20 ana kazanım sıralanır. Başlıcaları şöyle sıralanıyor:
Siyasi/Düşünsel: Filistin davasının dünya gündeminin merkezine dönüşü; “soykırım”, “sömürgecilik” kavramlarının küresel söyleme girmesi; siyonist ve israil anlatılarının (demokrasi, en ahlaklı ordu vb.) çöküşü; Filistin anlatısının küresel yükselişi.
Uluslararası Hukuk: Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki süreçler; Netanyahu ve Gallant hakkındaki tutuklama emirleri.
Tanınma: 159’dan fazla ülkenin Filistin devletini tanıması (İspanya, İrlanda, İngiltere, Fransa vb.).
Toplumsal/Hareket: Arap ve İslam halklarında eşi görülmemiş dayanışma; ümmet ruhunun dirilmesi; küresel boykot kampanyaları.
İşgal rejimine etkiler: işgalci rejimin bölgesel ve uluslararası yalnızlaşması; güvenlik doktrininin çöküşü; toplumsal kutuplaşma; tersine göç düşüncesi.
Bölüm 7: HAMAS İzole Edilemez
Yedinci bölümde HAMAS’ın Filistin ulusal dokusunun ayrılmaz, köklü ve meşru bir parçası olduğu vurgulanıyor. 2006 seçimlerindeki zaferle anayasal meşruiyet kazandığı belirtiliyor. Kamuoyu araştırmalarıyla (yüzde 77’nin silahsızlanmayı reddetmesi gibi) halk desteğinin sürdüğü vurgulanıyor. HAMAS’ı izole etme girişimlerinin siyasi bir yanılsama olduğu, çözümün işgalin sona ermesinden geçtiği kaydediliyor.
Bölüm 8: Anlaşmanın Öncelikleri
Sekizinci ve son bölümde HAMAS’ın geleceğe dönük siyasi vizyonu ve talepleri sıralanıyor.
İşgalci rejimin Gazze’den tam ve nihai çekilmesi.
Kuşatmanın tamamen kaldırılması ve kapsamlı yeniden imar.
Gazze’nin geleceği, yalnızca bağımsız bir Filistin iradesi ve halkımızın tüm bileşenlerinin kolektif katılımıyla; her türlü vesayetten uzak biçimde mümkün olacaktır.
Kudüs, Aksa ve Batı Şeria’nın korunması.
Filistin iç yapısının yeniden düzenlenmesi ve genel seçimler.
Uluslararası hukuki takibatın sürdürülmesi.
Normalleşme ilişkileriyle mücadele.
Son Söz
Rapor, Aksa Tufanı’nın askeri bir olaydan ziyade, Filistin halkının özgürlük iradesinin ve dirilişinin sembolü olduğunu ifade ediyor. Ana mesaj, “Silinmeyen bir halk, yenilmeyen bir direniş ve unutulmayan bir hafıza” şeklinde özetleniyor. Bağımsız Filistin devleti ve mültecilerin dönüş hakkının tarihsel bir hak olduğu vurgulanıyor.
Kaynak:İLKHA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.