• BIST 102.494
  • Altın 226,892
  • Dolar 5,3255
  • Euro 6,0377
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Antalya 7 °C

Müslümanların Kapitalizm İle İmtihanı

Selman URUK

Teorik olarak İslam her ne kadar kapitalizm ile olan savaşını kazanmışsa da bu asrın Müslümanları olarak kapital ile olan savaşımı kazandığımız söylenemez. Yani pratikte kapitalizm Müslümanlara galebe çalmış ve bir dünya görüşü olarak Müslümanların yaşamında yer edinmeye muvaffak olmuştur.

Burası çok acıdır ama yine de söylenmesi gerekmektedir. Evet, Müslümanlar şu an kapitalizm ile düşünsel ve yaşamsal bir ünsiyet peyda etmiş ve gün geçtikçe de aralarındaki bağ daha şümullü ve daha sıkı bir hale gelmektedir. Tarihsel manada her dönem kapitalizm ile arka sokaklarda bir ilişki içinde olan Müslümanlar bu gün itibariyle tüm ana arter caddelerini ve sokaklarını kapitalist dünya görüşüne adapte etmiş durumdalar.  Üstelik İslam’ın onca kapitalizm karşıtı yasak ve eylem çağrılarına rağmen bu adaptasyon Müslümanlarca çok konformist bir tarz ile idame ettirmektedir. Acı bir özetle: Müslümanlar kapitalistleşiyor.

Peki, kapitalizm bu galibiyeti nasıl elde etmiştir?

İslam’ın kapitalizm ile düşünsel karşılaştırmasında, kapitalizm bir adım dahi İslam ile boy ölçüşemeyecek seviyede bir hayat görüşüdür. Ama işte buna rağmen kapitalizmin Müslümanlar üzerindeki bu hegemonyası nasıl oluyor da mümkün olmuştur. Burada çok değerli bir İslam düşünürü olan Ali Şeriati’den iktibas ile kapitalizmin akıllandığından bahsedebiliriz. Evet, kapitalizm tarihsel tecrübesinden ders çıkararak akıllanmış ve günün şart ve imkânlarına uygun çözümler üretmiştir.

Üstelik bu kapitalizmin ilk başarısı da değildir. Daha önce aynı başarıyı devrimci sosyalist kuşağa karşı da elde etmişti. Eskiden zindan zincirlerinden başka çekindiği bir şeyi olmayan “proleter işçi sınıfının” zaaflarını analiz eden kapitalizm, devrimcilik masalını alaşağı edecek çözümü zincir sayısını çoğaltmakta bulmuştu. Yani işçi sınıfına kaybetmesinden korkacağı birkaç zincir daha vermiş ve bu sayede proletarya kapitalizme dönüşmüştü. Yani işçi sınıfına “sendikal haklar, ev, ikramiye, enflasyona göre zam, araba, sosyal güvence” vererek işçileri bir bağımlılıklar yumağına gark etmişti. İşçiler artık çarklara karşı orak ve çekiçle mücadele etmeyi bırakmış bizzat kendileri çarkın birer dişlisi olmuşlardı. Bu arada işçiler elde ettikleri bu hakları birer kazanım telakki edip keyifli bir puro(marlboro)ile Che pozu veriyorlardı.

İşte bu tarihsel tecrübesi kapitalizme bir avantaj sağlamış ve aynı oyunu Müslümanlara karşı da oynamaya başlamış. Ve maalesef Müslümanlar da tıpkı devrimci sosyalist kuşak gibi bu oyuna çabuk gelmiş ve hali hazırda teslim bayrağını da çekmiş durumdalar.

Müslümanlar (tabi burada bahse konu olan Müslümanlar genel olarak tüm dünya Müslümanları içinse de asıl olarak vurgulamak istediğim Türkiye Müslümanları özelinden bir değerlendirmedir) iktidar ile olan savaşlarını kazandıklarından beri ve iktidar? Olduklarından beri bir hedefsizlik içine düşmüş durumdalar. Muhalif iken sadece bir başörtüsü için yıllarca zindan yatmayı ve hatta ölmeyi göze alabilen bir kuşağın sonrasında şimdiki kuşak, uğruna savaşılacak bir başörtüsü dahi bırakmamıştır. Başörtüsünü birer moda objesi haline getirmiş, başörtüsü ile uygun olamayacak ne kadar absürtlük varsa onu da başörtüsüne angaje etmiş.  İnfak, güzel ahlak, iyiliği emredip kötülüğü men etmek literatürden atılmış yerine: daha çok like, daha çok takipçi, daha çok konfor, daha çok ihale, daha çok daha güzel ev araba mal mülk peşine düşmüşler. Sınırı ve sınırlayıcı hiçbir şeyi kalmayan Müslüman şahsiyet elbette kapitlazmin kendisine sunduğu dünya nimetlerini artık bir hedef olarak görme durumuna düşmüştür. Yaşadığı gibi inanmaya başlayan modern Müslüman tipi hayatın tüm nimetlerinden faydalanma hevesiyle neredeyse tüm İslami hassasiyetlerini bir kenara bırakmışlar.

Yani daha veciz bir ifadeyle belirtmek gerekirse;  şairin dediği gibi söylemek gerek:

“Burası dünya

Ne çok kıymetlendirdik,

Oysa ekip biçip gidecektik.

İşte, müslümanın hayat ile ilgili tefekkürü, hayata olan bakışı ve ve hayat ile ontolojik ilişkisi ancak hayatın bir tarla kıymetinden fazla bir şey olmaması ölçüsünde kalması gerekirken bugün hayatın bizatihi kendisinin müslümanın tefekküründe bir amaç haline geldiği görülmektedir. Oysa bu hayat ancak başka ebedi bir hayatın aracı olmalıdır. Bu bağlamda müslümanın kendi medeniyetinden ilham alıp tekrar İslami bir hayat tefekkürüne ve pratiğine dönmesi gerekir. Hayata iyilik katmak, tüketim kültürünün çirkin yüzünü yıkıp yerine infak ve zekâtı idame ettirmek, güzel ahlakı şiar edinip güzel ahlakı örneklendirmek gerekir. Vesselam.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Hür 24 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 658 98 55