• BIST 92.977
  • Altın 195,654
  • Dolar 4,7430
  • Euro 5,4932
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 27 °C
  • Antalya 27 °C

İslam’da Tarihin Anlamı Üstüne

Selman URUK

Tarih boyunca, İslâm’ın tarihsel anlamını ya da tarihin İslâmi değerini; başka bir deyişle “İslâm Tarihin” anlayabilme çabaları epeyce uğraş verilmiş bir iş olmuştur. Buna rağmen bu iki kavram  (İslâm ve Tarih) arasındaki ilişkiyi açıklayabilme çabaları ancak, birkaç “kutsal tarihi olay” çerçevesinde sürdürülmüştür. Müslüman tarihçilerce sürdürülen bu gelenek hem tarih hem de İslâm için aşılması çok güç anlam karmaşalarına sebep olmuştur. Bu karmaşıklık tek başına İslâm ve tarihi etkilediği gibi, İslâm Tarihi de kendi bütünselliği içinde; tarihe gömülmüş bir İslâm ve kutsala hapsedilmiş bir tarih biçiminde tezahür etmiştir.

 

Tarih için düşünüldüğünde konunun bilimsel zorluğu yadsınamaz. Aynı zamanda konunun İslâm (daha genel bir ifadeyle din ) olması tarihçi için başka bir zorlayıcı unsurdur. Bir anlamda da geleneksel birikimin ve asabiyetin baskısı mevcuttur. Fakat İslâm tarihçiliği açısından gelinen noktanın kısırlığı ve vizyonsuzluğuna sebep bu etkenler değildir. Bu anlamdaki geleneğe zıt bir bakış açısının ortaya çıkması için hiçbir bilimsel ve de İslâmî baskı – en azından teorik anlamda- mevcut değildir. Denilebilir ki tarihçinin,  tarihi ve İslâm’ı telakki edişindeki felsefi, düşünsel ve bilimsel kabiliyeti, birikimi bu sorunun en önemli belirleyici faktörüdür. Eğer birkaç yazarı ve düşünürü göz ardı edersek, geriye kalan tüm İslâm Tarihi yazılarının sözüm ona dindar (!) bir mucizeperestliğin ürünü olarak ortaya çıktığını göreceğiz. Oysa Müslüman tarihçinin yapması gereken şey tarihin; tarihsel anlamını, bilimsel işleyiş kodlarını ve felsefi varlığını irdeleyip, buna İslâm’ın etkisini ve İslâm’ın tarih basamakları üzerindeki yer ve biçimini anlamaya çalışmaktır. “Olaylara” indirgenmiş bir tarih; “kutsala” hapsedilmiş bir din adına hizmetkar edilip bu anlamda bir tarih yazılamaz. Eğer yazılacaksa da bu tarih “İslâm Tarihi” olamaz.

 

Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir; “ Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl -on yıldan önce- içinde galip geleceklerdir. İş, önce de sonra da Allah’a aittir. Müminler o gün sevineceklerdir.” ( Rum Suresi 1-4)  Tek yönlü bir bakış açısına sahip, Kur’an’ın tüm metinlerini birer mucize çerçevesinde açıklamaya çalışan kişiler bu ayetlerin derin tarihsel gerçekliklerini görememişlerdir. Onlar bu ayetlerin ihtiva ettiği gerçekleri şöyle açıklamaya çalışmışlardır; Bakınız bu Kur’an’ı, Peygamber yazmış olamaz. Çünkü bu ayetlerde ileriyi görme ve herkesin habersiz olduğu ama Kur’an’ın kesinlik ile bildirdiği bilgi mevcuttur. Yer ve zaman belirterek hem de. Bu nedenle Peygamber bir öngörüde bulunmuş olamaz. Bunlar kesinlikle bir vahiy metnidir. Çok uzun bir zaman dilimini kastetmiyor. On yıl içinde diyor. Kesinlik yani. Ve bu gerçek birkaç yıl içinde ortaya çıktığında da şöyle diyorlar. Gördünüz mü mucizeyi. Kur’an önceden bu olayı bize haber vermişti. Bakınız olay tıpkı Kur’an’ın dediği gibi çıktı. Bu bir mucizedir.   Bazıları da şöyle diyor. Bakınız Kur’an ehl-i kitap olan Hıristiyanları, ateşperest olan Perslere tercih ediyor deyip, müminler sevinmesini bu delil gösterdiler.

 

Bir açıklama yapayım ki; Kur’an’ın gerçek bir mucize olduğundan şüphem yoktur. Dolayısıyla yukarıda belirttiğim mucize yönündeki açıklamaların doğrulukları su götürmez bir gerçektir. Olayın bir mucize olduğu apaçık ortadadır ama tüm Kur’an ayetlerinin de mucize ile açıklanmaya çalışılması bence büyük bir hatadır. Rum suresindeki mucizenin  bir bedevinin gözünde sadece bir mucize olarak değer kazanması olası ve kabul edilebilir bir durumdur. Ama biz 21. yüzyıl insanı için bu olay kesinlikle “tarihi bir vaka” olarak incelenmek ihtiyacındadır.

                                                                      

 

           Rum Suresinde geçen  “ Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl -on yıldan önce- içinde galip geleceklerdir. İş, önce de sonra da Allah’a aittir. Müminler o gün sevineceklerdir.” (Rum Suresi 1-4) ayetlerinin bir mucizeyi içerdiği doğrudur. Fakat bu yazıda üzerinde durmak istediğim konu bu ayetlerin aynı zamanda “tarihi bir vaka” olarak değerlendirilmesi gerçeğidir. Bu şekilde bir değerlendirmekten maksadım Kur’an ayetlerin tarihsel ve sosyolojik açılardan ele alınabilme imkanını ortaya koyabilmektir.

 

         Evet, Rum suresinde geçen tarihi olay; Bizanslıların, Persler tarafından bozguna uğratıldıktan sonra, miladi 627 yılında Ninova Şehrindeki (bugünkü Irak- İran Sınırında ve kısmen Musul kenti civarı) zaferlerini konu edinmektedir.

 

        İslâm Tarihini yazabilmek, daha doğrusu, bir tarih yazabilmek ancak nereden başlanacağını bilerek yazılabilir. Mekan ve zamandan yoksun bir tarih olamayacağı gibi tamamen teorik düzlemde ve sadece müminlerinin kalbinde yeşertilen bir İslâm’da düşünülemez. Araştırma metodunun olmazsa olmaz bir kuralı vardır ki o da; bir olayı araştırırken veya olay üzerinde değerlendirme yapılırken en başta o olayın geçtiği yer ve zamanın tespit edilmesi gerekmektedir. Olay ve zamandan soyutlanmış tarihi bir analiz boşlukta sallanan bir yaprak gibidir. Kim nereye çekmek isterse olay oraya gider.

 

       Gerçekten de Kur’an’ı anlamanın bir yolu da biraz tarih ve coğrafya, biraz da sosyoloji ve antropoloji bilmek şeklinde olur. Yani Rum suresine salt bir mucize gözüyle bakmaktansa onun ardındaki tarihsel ve sosyolojik sonuçların ortaya konulması gerekmektedir. Bu ayette geçen Müminler o gün sevineceklerdir cümlesi bize böyle bir zorunluluğu dayatmaktadır.  Hz. Ömer dönemi itibariyle Arap Yarımadasının dışına çıkan İslam fetihlerinin aslında Bizanslılar ve Persler arasındaki bu çekişmeler bölgede bir kaos durumu meydana getirmişti. Müslümanlar Bizanslıların ehl-i kitap olmasından ve Perslerin Zerdüşti olmasından herhangi bir sevinç veya hüzün duymazlar. Müslümanlar için her ikisi de aynıdır. İsyankar ve zulmetmiş. Müslümanların sevindiği şey, bölgede ortaya çıkan karışıklıkların sosyolojik anlamda fetihlere müsait hale gelmesidir. Yani iki blok- batıda Bizanslılar, doğuda Persler-  arasında kalan tampon bölgenin bir nevi denetimsiz kalması nedeniyle Müslüman fetihleri bundan sonra oralara daha kolay yayılabilecekti.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Hür 24 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 658 98 55