• BIST 108.489
  • Altın 152,396
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 17 °C
  • Antalya 17 °C

İslamda itaat konusu (2)

İslamda itaat konusu (2)
İslamda itaat ile ilgili açıklamaların devamı...

İTAAT ANCAK MA‘RUFTADIR

Daha önce Nisa Suresi’nde geçtiği üzere emir sahiplerine itaat  ancak ALLAH ve Resulüne bağlı kalmaları ile meşruiyet kazanır. Peygamber Efendimiz de itaatin yalnızca ma'rufta olduğunu birçok hadisinde beyan etmiştir.
12- Abdullah ibni Ömer (R.A.)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu: 
"Bir Müslüman günah işlemesi emredilmediği sürece sevdiği ve sevmediği bütün konularda işitip itaat etmesi gerekir. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." -Buhari, Ahkâm 4; Müslim, İmare 38-

Bir idareci emirlerine itaat edildiği sürece başarılı olur. Aksi halde idareciliğin hiçbir anlamı kalmaz. Bu durumda emir sahibi olan kimseler yönettiği kimselere doğruyu ve uygun olanı emretmelidir. Ancak böyle yaparsa emrine uyan bir topluluk ortaya çıkar. Emir sahibi kimselerin verdikleri emirlere itaatın bir istisnası vardır. O da verilen emirlerin şeriata uygun olmamasıdır. Bu din emir sahiplerine itaat etmeyi kesin bir şekilde emrederken diğer taraftan masiyet sayılan dine muhalif hususlarda emir sahiplerine itaat sahiplerine itaat etmemeyi de kesin bir şekilde yasaklamıştır. Emir sahiplerinin dine ters düşen emirlerine kesinlikle uymamak gerektiğini anlatan şu hadiseyi anlatmakta fayda ortamlarda riayet edilmesi gerektiği gibi böyle olmayan zorluk ortamlarında ve idarecilerin topluluğun haklarını gözetmediği vardır:

Bir defasında Peygamber Efendimiz hazırladığı müfrezenin başına Abdullah bin Huzafe (R.A.) komutan tayin etmiş, Mücahidlere de kumandanlarına itaat etmelerini emretmişti nasıl olduysa yolda giderken Abdullah İbni Huzafe askerlerin bazı hareketlerine öfkelendi onlara Resulullah (S.A.V.) bana itaat etmenizi emretmedi mi diye sordu. Onlarda evet emretti dediler. Bunun üzerine kumandan haydi bana odun toplayıp getirin, dedi. Mücahidler odunları toplayıp getirince onları yakmalarını söyledi. Ateş yakılıp da alevler yükselince Mücahidlere ateşe girmelerini emretti. Hepsi de sahabe olan Mücahidlerin bir kısmı duraksadı bir kısmı ise komutanın emrinin yerine getirmek için hazırlanmaya başladı. Kumandan bu akıl dışı emrine uymayanlar arkadaşlarını ne yapıyorsunuz siz, biz cehennem ateşinden kaçarak Resulullah'a sığınmış kimseleriz şimdi ateşe nasıl atılırız diye uyardılar. Onlar meseleyi tartışırken ateş söndü. Komutanın da sinirleri yatıştı. Medine'ye döndükleri zaman olayı Resulullah Efendimize anlattılar o zaman Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
Eğer Mücahidler o ateşe girselerdi kıyamet gününe kadar oradan çıkamazlardı. Çünkü yöneticiye itaat  maruf olan emirler için söz konusudur. -Buhari, Meğazi 59-

Böylelikle emir sahiplerine karşı her fert için takip edilmesi gereken ölçüleri ortaya koyan İslam dini kişinin ALLAH'ın şeriatından ve Resulullah'ın sünnetinden mutlak bir güven duymasını sağlar. Bu durumda İslam cemiyetinin değerli bireyleri inancından, canından, aklından ve dünya ahiret akıbetlerinden emin bir şekilde hadiselere bakıp değerlendirirler. Topluluk içerisinde bireylerin emir sahibi olan yöneticilere itaat etmek suretiyle bağlı kalmaları dolayısıyla sahip oldukları en büyük değerlerinden bir tanesi olan iradelerini komut kademesinin emirlerine amade kılmaları, yöneticilerin ALLAH'ın ve Resulünün itaatine harfiyyen kusur göstermeden uymalarına bağlıdır. Aksi bir durum tezahür ettiğinde bireylerin yukarıda geçen hadisede sahabe-i kiramın İslam dininin gayelerine muhalif bir emre karşı koydukları tavrın aynısını ortaya koymaları onların en önemli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Zira bireylerin bu tutumu İslam cemiyetinin sabiteleri üzerinde bekasının yeğane teminatıdır.

Hz.Ömer döneminde yaşanan şu manidar hadise Müslümanların yöneticilerine karşı nasıl bir tutum içerisinde olmalarının gerektiğini belirtmektedir.

Bir gün Hz.Ömer minberde iken ben ALLAH'a ve Resulüne itaat edersem sizin de bana itaatiniz vacip olur. Eğer ben ALLAH'a ve Resulüne itaat etmezsem der ... ve sözüne devam edemez. Bir gencin ayağa kalktığı görülür. O takdirde biz seni kılıçlarımızla yola getirmesini biliriz der. Hz.Ömer delikanlının bu davranışını memnuniyetle karşılar ellerini kaldırır, "ALLAH'ım sana şükrederim, şayet ben sana isyanda bulunursam beni kılıçlarıyla bile olsa yola getirecek kulların vardır der."

YÖNETİCİLİĞE TALİP OLMAMAK

İslam cemiyetinin yapısını oluşturan Müslüman bireylerin ulvi gayesi olan Allah'ın yüce rızasını elde ederekten ahirette ebedi kurtuluşa nail olmak kendilerini şahsi ve nefsani bir takım heves ve ihtirasların peşinden gitmekten muhafaza edecektir. Yüce Rabbimiz Kasas Suresi’nin 83. ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
"İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuk yapmayı istemeyenlere nasip ederiz. Sonunda kazançlı çıkanlar fenalıktan sakınanlardır."
Ayeti kerimede sözü edilen ahiret yurdu ALLAH’u Teala’nın Mümin kullarına ikram edeceği cennettir. Cenneti kazanabilmek yeryüzünde böbürlenmemek, hakkı olmayan bir şeye göz koymamak, yapamayacağı işlere talip olmamak ve netice itibari ile bozgunculuk yapmamaya bağlıdır. Ömer İbni Abdulaziz'in vefat edeceği zamana kadar tekrar tekrar okuyup durduğu bu ayet ALLAH'a boyun eğmenin, O'na teslim olmamın, O'nun verdiğine kanaat etmenin ve hak etmediğini istememenin önemini ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz yöneticiliğe talip olmanın hayırlı bir istek olmadığını şöyle beyan ediyor:

1- Ebu Said Abdurrahman İbni Semura (R.A.) şöyle dedi: Resulullah (S.A.V.) bana şöyle buyurdu:
Ey Abdurrahman İbni Semure kimseden yöneticilik görevi isteme. Zira bu görev sen istemeden verilirse bu görevinde sana yardım olunur (Allah tarafından). Eğer sen istediğin için verilirse onunla baş başa bırakılırsın (Allah tarafından sana yardım olunmaz).-Buhari, Müslim-

2- Ebu Zer (R.A.) şöyle dedi:
Ya Rasulellah beni emir tayin etmez misin? Demiştim. Eliyle omzuma vurarak şöyle buyurdu. Ebu Zer sen zayıf bir adamsın. İstediğin görev ise bir emanettir. Bu emaneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar hariç aslında kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.-Müslim, İmare:16-

3- Ebu Hureyre (R.A.) rivayet edildiğine göre Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Siz yönetici olmak hususunda pek istekli davranacaksınız. Halbuki o kıyamet günü bir pişmanlık sebebi olacaktır." -Buhari, Ahkam 7-

Peygamber Efendimiz bu hadislerinde yöneticiliğin altından kalkılması zor ilahi bir emanet olduğunu onu ancak yöneticiliğe yatkın olan insanların başarabileceğini söylemiş, üstesinden gelemeyecekler için idareciliğin kıyamet günü bir rezillik, pişmanlık ve perişanlık olacağını bildirmiştir. Dolayısıyla bir kimse layık olmadığı ve üstesinden gelecek yeteneği bulunmadığı bir göreve talip olmadan önce Resulullah Efendimizin haber verdiği kıyamet günündeki acı sonu ve pişmanlığı iyi düşünmelidir. Zira fani dünyanın iki günlük geçici makam hırsı için ahiretin bitip tükenmeyen rezilliğini göze almak hiçte isabetli bir yaklaşım değildir. Hal böyle iken cemiyetin fertlerinin komut kademelerine gelmeyi tasavvur etmekten öte bulunduğu noktada İslami mücadelenin daha aktif bir hale gelebilmesi için gayret sarf edip bunu muhasebe etmesi cemaatin kalitesini artırırken hedefe ulaşılmasına da önemli bir katkı sağlar. Ancak iyi ve adil bir idarecinin kıyamet gününde ALLAH'ın arşının gölgesinde gölgelenecek yedi bahtiyardan biri olacağı unutulmamalıdır. Dolayısıyla üstesinden gelip gelmeyeceğini düşünmeden emir olma hırsı ile yanıp tutuşan kimselerin bulunduğu bir zamanda görevini mükemmel bir şekilde yapacağı bilinenlerin yöneticilik görevinden kaçınmaları doğru değildir. Hatta kendisine teklif edilen böyle bir görevi almak yerine göre bir zarurettir.

YÖNETİCİLERİN YÖNETTİKLERİNE ŞEFKATLİ DAVRANMASI

Bu hususta Peygamber Efendimizin Hz.Aişe'den gelen bir hadisi şerifini aktaracağız.

Hz.Aişe (R.Anha) şöyle dedi:
Ben bu evimde Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurduğunu işittim. Allah'ım ümmetimin işlerinden bir şeyi üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin işlerinden bir şeyi üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşak davran." -Müslim, İmare 19-
Bu durumda idarecinin en başta gelen özelliklerinden biri Müslüman cemiyeti sevmesi onlara merhamet beslemesi ve bütün işlerinde kendilerine kolaylık sağlamasıdır. Zira cemiyete zorluk çıkaran bir idareci Rasulullah'ın bedduasından dolayı muvaffak olamaz.

İTAATİN ÖNEMİ

Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna: 
-Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir. 
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise;
-Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise;
-Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise;
-Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise:
- Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.
Kafir olan;
- Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik, ebedi cehennemden kurtulsaydık,
Mümin, fakat az sevabı olan;
-Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.
Mümin, çok sevabı olan ise;
-Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım diyeceklerdir.
Rabbim bu misallerden ders almak nasip etsin...

HAZIRLAYAN: VEYSİ DEMİR HÜR24

 

Kaynak: HÜR24 Haber
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Hür 24 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 658 98 55